Eşref Ziya Fan Sitesi

Tam Görünüm: ...Kutluyoruz...
Şu Anda Hafifleştirilmiş Görüntüleme Modundasınız. Tam Görünüm Modu için, Buraya Tıklayın
Sayfalar: 1 2
İstanbul'un Fethi'nin 555. Yılını Kutluyoruz...



İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir.

Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir.

Tarih: 2 Nisan - 29 Mayıs 1453

Yer: İstanbul

Sonuç: Osmanlı'lar İstanbul'u ele geçirdi, Bizans İmparatorluğu yıkıldı.

Bizans İmparatorluğu kumandanı: XI Konstantin

Osmanlı kumandanı: Fatih Sultan Mehmed


FETİH MARŞI


Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...

Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden...
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

Elde sensin, dilde sen... Gönüldesin, baştasın:
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;
Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!

Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın...
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın...

Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!



Arif Nihat ASYA


Kücük sevdalıdan gözyaşlarıyla izleyeceğimiz... İstiklal Marşımız...
Sis



Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
lâyık bu örtünüş sana, ey zulümlér sâhası!
Ey zulümler sâhası... Evet, ey parlak alan,
ey fâcialarla donanan ışıklı ve ihtişamlı sâha!
Ey parlaklığın ve ihtişâmın beşiği ve mezarı olan,
Doğu’nun öteden beri imrenilen eski kıralıçesi!
Ey kanlı sevişmeleri titremeden, tiksinmeden
sefahate susamış bağrında yaşatan.
Ey Marmara’nın mavi kucaklayışı içinde
sanki ölmüş gibi dalgın uyuyan canlı yığın.
Ey köhne Bizans, ey koca büyüleyici bunak,
ey bin kocadan artakalan dul kız;
güzelliğindeki tâzelik büyüsü henüz besbelli,
sana bakan gözler hâlâ üstüne titriyor.
Dışarıdan, uzaktan açılan gözlere, süzgün
iki lâcivert gözünle nekadar canayakın görünüyorsun!
Canayakın, hem de en kirli kadınlar gibi;
içerinde coşan ağıtların hiç birine aldırış etmeden.
Sanki bir hâin el, daha sen şehir olarak kuruluyorken,
lânetin zehirli suyunu yapına katmış gibi!
Zerrelerinde hep riyakârlığın pislikleri dalgalanır,
İçerinde temiz bir zerre aslâ bulamazsın.
Hep riyânın çirkefi; hasedin, kârgüdmenin çirkeflikleri;
Yalnız işte bu... Ve sanki hep bunlarla yükselinecek.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?

Örtün, evet ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahbesi!
Ey debdebeler, tantanalar, şanlar, alaylar;
Kaatil kuleler, kal’ali ve zindanlı saraylar.
Ey hâtıraların kurşun kaplı kümbetlerini andıran, câmîler;
ey bağlanmış birer dev gibi duran mağrur sütunlar ki,
geçmişleri geleceklere anlatmıya memurdur;
ey dişleri düşmüş, sırıtan sur kafilesi.
Ey kubbeler, ey şanlı dilek evleri;
ey doğruluğun sözlerini taşıyan minâreler.
Ey basık tavanlı medreseler, mahkemecikler;
ey servilerin kara gölgelerinde birer yer
edinen nice bin sabırlı dilenci gürûhu;
“Geçmişlere Rahmet! ” diye yazılı kabir taşları.
Ey türbeler, ey herbiri velvele koparan bir hâtıra
canlandırdığı halde sessiz ve sadâsız yatan dedeler!
Ey tozla çamurun çarpıştığı eski sokaklar;
ey her açılan gediği bir vak’a sayıklıyan
vîrâneler, ey azılıların uykuya girdikleri yer.
Ey kapkara damlariyle ayağa kalkmış birer mâtemi
sembole eden harap ve sessiz evler;
ey herbiri bir leyleğe yahut bir çaylağa yuva olan
kederli ocaklar ki, bütün acılıklariyle somutmuş,
ve yıllardır tütmek ne... çoktan unutulmuş!
Ey mîdelerin zorlaması zehirinden ötürü
her aşâlığı yiyip yutan köhne ağızlar!
Ey tabi’atin gürlükleri ve nimetleriyle dolu
bir hayata sâhip iken, aç, işsiz ve verimsiz kalıp
her nâmeti, bütün gürlükleri, hep kurtuluş sebeplerini
gökten dilenen tevekkül zilleti ki.. sahtadir!
Ey köpek havlamaları, ey konuşma şerefiyle yükselmiş
olan insanda şu nankörlüğe lânet yağdıran feryât!
Ey faydasız ağlayışlar, ey zehirli gülüşler;
ey eksinlik ve kaderin açık ifadesi, nefretli bakışlar!
Ey ancak masalların tanıdığı bir hâtıra: Nâmus;
ey adamı ikbâl kıblesine götüren yol: Ayak öpme yolu.
Ey silahlı korku ki, öksüz ve dulların ağzındaki
her tâlih şikayeti yapageldiğin yıkımlardan ötürüdür!
Ey bir adamı korumak ve hürriyete kavuşturmak için
yalnız teneffüs hakkı veren kanun masalı!
Ey tutulmıyan vaitler, ey sonsuz muhakkak yalan,
ey mahkemelerden biteviye kovulan “hak”!
Ey en şiddetlikuşkularla duygusu kö¨rleşerek
vicdanlara uzatılan gizli kulaklar;
ey işitilmek korkusuyle kilitlenmiş ağızlar.
Ey nefret edilen, hakîr görülen millî gayret!
Ey kılıç ve kalem, ey iki siyasî mahkûm;
ey fazilet ve nezâketin payı, ey çoktan unutulan bu çehre!
Ey korku ağırlığından iki büklüm gemeye alışmış
zengin – fakir herkes, meşhur koca bir millet!
Ey eğilmiş esir baş, ki ak-pak, fakat iğrenç;
ey tâze kadın, ey onu tâkîbe koşan genç!
Ey hicran üzgünü ana, ey küskün karı-koca;
ey kimsesiz; âvâre çocuklar... Hele sizler,
hele sizler...

Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!


yazan=istanbulu en kötü anlatan şair(tevfik fikret)
türkçeye çevirilmiştir
bu şiirde cok güzel istanbul farklı bir acıdan ele almış digerleri gibi olmasada.
Bugün istanbulun feth edilişinin 555 'inci yılı. Nedir feth ? Büyük komutan Fatih Sultan Mehmet İstanbulu naden feth etti?
ne vasıyetti vardı bize emanet ettiği istanbul bumuydu


[Resim: zanarofatih1an6.jpg][Resim: zanarofatih1an6.jpg][Resim: zanarofatih1an6.jpg]

Fetih size neyi anlatır? Toprak paylaşımı mı, cihangirlik arzuları mı, fani dünyaya taht kurma özlemlerini mi? Hele bir de konu İstanbul olunca...

Fetih özlemdir, sabırdır, sevgidir, ümittir, aşktır.Çölde susuz kalıp çarnaçar ölümünü bekleyen biçareye yetişen bir yudum can suyudur. "Bizim davamız kuru bir cihangirlik davası değildir. Bizim davamız İslamı dünyaya hakim kılma davasıdır." diyen ecdadımızın dilinde tesbih olmuş bir yeniden doğuş vakasıdır.

Ortaçağ diktalarının, tiranlarının elinde inleyen yahudi, hristiyan ve nice kavimlerin Osmanlı gelse de kurtarsa bizi diye bekleştikleri o kutsal ve anlamlı günün gelip çatmasıdır. Ezilen kitlelerin başına konan bir talih kuşudur. İstanbul! asırlardan beri süregelen bir deyiştir
halkın özünde... "İstanbulu Fetheden Kumandan Ne güzel Kumandandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir" peygamber sözüne nail oluşun ve dünyaya yepyeni bir kapı açışın

destanıdır.

Üç tekbirle Kabeyi karşısında gören bir sultan ve Eyyüp Sultanın kabrini bulan bir alimin, bir parmağıyla Ayasofyayı kıbleye çeviren Hızır Aleyhisselamın hediyesidir İstanbul ve
Fetih. Öğünmek, sevinmek, düşünmek ve ağlamak vaktidir bu vakit...
Onlar yaptılar biz yıktık, onlar dirilttiler biz öldürdük, onlar imar ettiler biz tahrip ettik. Hal böyle iken ecdadın
kemiklerini sızlatırcasına fetih gününü bile unuttuk. Birbirimizi tebrik etmemeye başladık.

Onun için hepinizin huzurunda haykırıyorum.

Bu gün İstanbulun Fethi Günüdür. Kutlu olsun tüm İslam Alemine! Türküm türk oğluyum, zerrelerime kadar osmanlıyım. Ecdadıma layık olamadım. Emanete sahip çıkamadım. Ama sevinçliyim çünkü İstanbul hala bizim!...

Fetih Gününüz Kutlu Olsun. Sevgilerimle.
"İstanbulu Fetheden Kumandan Ne güzel Kumandandır. Onu fetheden asker ne güzel askerdir"

Allah razı olsun feCre kıYam ... Fetih Günümüz Kutlu Olsun...
Ceylın kardeşim tam bu konuyu hazırladım foruma atacaktım baktım... Kutluyoruz ...konusu var .
dedım Ceylın benden önce feth etmiş sıteyi bende ekledım .
Fetih günümüz kutlu ve mübarek olsun kalplerdeki kaleleri feth etme duasıyla...
smile Amin smile Bende atan olmuştur diye bakmak istedim...Konu açılmayınca daha fazla dayanamadım...Acilen açtım... smile

İnşaallah dediğiniz gibi şimdi sıra kalplerin feth'inde.

Allah yardımcımız olsun...
Bu en önemli günde tarihimizi bilerek,yaşayarak,ögrenerek en büyük güzelligi biz yasatıyoruz ülkemizde. Bu vesileyle İstanbul'un fethinin 555. yıl dönümünü kutluyor, milletimizin yarınları için nice fetihlere vesile olmasını diliyoruz. Bizlere bu gururu yaşatan ecdadımızı ve Büyük Türk Hükümdarı Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerini ve İstanbul'un manevi fatihi büyük alim, üstat hekim ve büyük veli olan Akşemseddin Hazretlerini rahmet, minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Ruhları şad olsun.
Fethimizin 555.yılı kutlu olsun. ALLAH TÜRK'Ü korusun ve yüceltsin..
AYŞE NUR Yazılan:Fethimizin 555.yılı kutlu olsun. ALLAH TÜRK'Ü korusun ve yüceltsin..

Allah inanan bütün müslümanları korusun ve yardımcısısı olsun
İNANANLAR KARDEŞTİR .
AYŞE NUR Yazılan:Fethimizin 555.yılı kutlu olsun. ALLAH TÜRK'Ü korusun ve yüceltsin..

fethimizin 555.yılı kutlu olsun.ALLAH tüm insanları, insan sıfatını gerçek anlamıyla taşıyabilen herkesi korusun...!!!
Sayfalar: 1 2
Referans Adresler