17-07-2008, 11:59
Sevgili Peygamberimiz birçok hadislerinde, ailenin önemine işaret etmiş ve onun bir huzur yeri olduğunu belirtmiş, erkeğin kadına iyi davranması gerektiğini çok açık ve kesin bir şekilde dile getirmiştir. Bu anlamda şöyle buyurmuşlardır:
"En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananınızdır."
Peygamberimizin iman, ahlâk ve aile fertlerine yumuşak davranma arasında kurduğu bağlantıyı dile getiren şu sözü çok anlamlıdır:
''Mü'minlerin imanca en mükemmel olanı; ahlâkça en güzel olanı ve aile fertlerine yumuşak davrananıdır.''
Hz. Peygamberimiz, çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah'tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını istemiştir. Kocasını şikâyet için kendisine gelen kadınların sayısı artınca, bu tür davranışta bulunanların iyi kimseler olmadığını söylemiştir.
Hz. Peygamberimiz, eşleri arasında eşitsizliğe ve muamele farklılığına neden olacak davranışlardan şiddetle sakınmıştır. Bu hususla ilgili olarak O'nun bir sefere çıkacağı zaman eşleri arasında kur'a çekmesi ve sırayla eşlerini yanında götürmesi, yine her eşi için bir gün ve gece tahsis etmesi, onların haklarına gösterdiği titizliğin örnekleridir.
Hanımlarına iyi davranmış, onları dövmemiştir. Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de, "Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraberce yatıyorsunuz" diyerek kınamıştır. Kadınların dövülmemesi, hele yüze hiç vurulmaması, kötü sözlerle tahkir edilmemesi ve evinin terk edilmemesi konularında ikazda bulunarak:
"Kadınları ancak kötüleriniz döver." buyurmuşlardır.
Kur'an–ı Kerim'de Peygamber Efendimizin hanımları ve aile hayatı hakkında bilgi verilmektedir. Eşleri ile aralarında geçen tartışmalarda hem Peygambere ve hem de hanımlarına öğütlerde bulunulmakta ve yol gösterilmektedir.:
"Ey Peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve ziynetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Yok, eğer Allah ve Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır." (Ahzâb suresi, 28–29)
Hz. Peygamberimiz, ev halkına gayet iyi davranır, onlarla şakalaşırdı. Hz. Aişe, O'nunla yaptığı iki yarışı şöyle nakleder:
"Bir yolculukta Hz. Peygamber'le yarıştım ve O'nu geçtim. Şişmanladığımda yaptığım diğer bir yarışı ise, Hz. Peygamber kazandı."
Ev içindeki davranışları da O'nun ne kadar mütevazı olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'ye, ev içinde Peygamberimizin davranışları sorulduğunda şu bilgiyi vermiştir:
"Hz. Peygamber, evine girdiği zaman insanlardan herhangi biri gibi tevazu ile davranırdı. Kendi elbisesinin söküğü ile meşgul olur, koyunları eli ile sağar, eşlerine ev işlerinde gerekli hâllerde yardımcı olurdu. Çarşıya, pazara gider, bizzat alış–veriş yapar ve aldığı şeyleri kendisi taşırdı. Ashab–ı Kiram; "İzin verin de biz taşıyalım." dediklerinde, "Herkes kendi yükünü kendi taşısın." buyururdu.
O, hizmetçisiyle yemek yer, onlarla oturup sohbet ederdi. Gelen misafirlerine kendisi hizmet ederdi. Hz. Peygamberimiz, aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme gibi ihtiyaçlarını karşılar, meşrû eğlencelerden onları yararlandırmaya çalışırdı. Ramazan ve Kurban bayramları merasimlerine kızlarını ve hanımlarını da götürürdü. Nitekim bir bayram günü, Habeşliler tarafından oynanan kalkan ve mızrak oyununu eşi Hz. Aişe, omzuna dayanarak birlikte seyretmişlerdi.
Hz. Peygamberimize göre kişinin ailesiyle geçirdiği vakit, boşa harcanmış bir zaman değildir. Peygamber Efendimiz insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetlere:
"Ailenize dönün ve onlara öğrendiklerinizi öğretin." derdi.
Bir hadislerinde O, "Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur." buyurduktan sonra; "Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz." diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edep, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir.
Diğer yandan Hz. Peygamberimiz, çocuklarını İslâmî terbiye altında yetiştirmiş, evliliklerinden sonra da onlarla gerek maddî ve gerekse mânevî olarak ilgilenmeye devam etmiştir. Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine, her gün sabah namazına kalktığı zaman uğrayıp onları namaza kaldırması da, O'nun çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine verdiği önemi göstermektedir.
Hz. Peygamberimizin Medine hayatı boyunca on yıl hizmet eden ve O'nun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Malik şöyle der:
"Çoluk–çocuğuna ve aile fertlerine karşı Hz. Muhammed'den daha şefkatli olan hiçbir kimse görmedim."
Çocuk insanın çiçeği ve meyvesidir. Ekmek ve su kadar sevgi ve şefkate, ilgiye muhtaç olan çocuğun yetişmesi için en güzel ortam, mutlu ve huzurlu aile yuvasıdır. Bu bakımdan Hz. Peygamber çocuklara karşı çok şefkatli davranmıştır.
Bir gün, torunlarını öpüp okşarken bir adam huzuruna gelmişti. Evlat şefkatinden mahrum olan bu kişi, gördüğü manzaraya duyduğu hayretini gizleyemedi ve;
"Benim on çocuğum var, bunlardan hiçbirini öpmüş değilim." dedi. Hz. Peygamberimiz:
"Şayet senin kalbinden Cenabıhak merhameti söküp atmışsa, ben ne yapabilirim?" buyurdu ve ilave etti:
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
Hz. Peygamberimiz, evinde bulunan hizmetçi ve işçilere son derece şefkat ve merhametle muamele eder, hiçbir zaman onları incitecek söz ve davranışta bulunmazlardı. Hz. Enes bu konuda şöyle söyler:
"Hz. Peygamber'e on yıl hizmet ettim. Allah'a yemin ederim ki, bana hiçbir zaman 'öff' demedi. Herhangi bir şey için de bana: "Bunu niçin böyle yaptın? Şöyle yapsaydın ya." dememiştir. Sevgili Peygamberimiz örnek aile reisi idi. Hanımlarına ve çocuklarına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirirdi. O'nun evi örnek bir evdi, hanesinde her zaman burcu burcu mutluluk kokardı.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, Hz. Peygamberimizin aile hayatı ve aile içindeki davranışları taşıdığı özellikler nedeniyle, maddî planda olduğu kadar mânevî planda da örnek konumdadır. Onun aile hayatında uyguladığı ilkeler, her dönemde önemini kaybetmeden varlığını sürdürmektedir. Toplumların en küçük ünitesi olan ailenin mutlu ve huzurlu olmasının toplumun huzurunu da sağlayacağı gerçeğini, en güzel örnekleriyle Hz. Peygamber'in aile hayatında görmek mümkündür
"En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananınızdır."
Peygamberimizin iman, ahlâk ve aile fertlerine yumuşak davranma arasında kurduğu bağlantıyı dile getiren şu sözü çok anlamlıdır:
''Mü'minlerin imanca en mükemmel olanı; ahlâkça en güzel olanı ve aile fertlerine yumuşak davrananıdır.''
Hz. Peygamberimiz, çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah'tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını istemiştir. Kocasını şikâyet için kendisine gelen kadınların sayısı artınca, bu tür davranışta bulunanların iyi kimseler olmadığını söylemiştir.
Hz. Peygamberimiz, eşleri arasında eşitsizliğe ve muamele farklılığına neden olacak davranışlardan şiddetle sakınmıştır. Bu hususla ilgili olarak O'nun bir sefere çıkacağı zaman eşleri arasında kur'a çekmesi ve sırayla eşlerini yanında götürmesi, yine her eşi için bir gün ve gece tahsis etmesi, onların haklarına gösterdiği titizliğin örnekleridir.
Hanımlarına iyi davranmış, onları dövmemiştir. Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de, "Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraberce yatıyorsunuz" diyerek kınamıştır. Kadınların dövülmemesi, hele yüze hiç vurulmaması, kötü sözlerle tahkir edilmemesi ve evinin terk edilmemesi konularında ikazda bulunarak:
"Kadınları ancak kötüleriniz döver." buyurmuşlardır.
Kur'an–ı Kerim'de Peygamber Efendimizin hanımları ve aile hayatı hakkında bilgi verilmektedir. Eşleri ile aralarında geçen tartışmalarda hem Peygambere ve hem de hanımlarına öğütlerde bulunulmakta ve yol gösterilmektedir.:
"Ey Peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve ziynetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Yok, eğer Allah ve Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır." (Ahzâb suresi, 28–29)
Hz. Peygamberimiz, ev halkına gayet iyi davranır, onlarla şakalaşırdı. Hz. Aişe, O'nunla yaptığı iki yarışı şöyle nakleder:
"Bir yolculukta Hz. Peygamber'le yarıştım ve O'nu geçtim. Şişmanladığımda yaptığım diğer bir yarışı ise, Hz. Peygamber kazandı."
Ev içindeki davranışları da O'nun ne kadar mütevazı olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'ye, ev içinde Peygamberimizin davranışları sorulduğunda şu bilgiyi vermiştir:
"Hz. Peygamber, evine girdiği zaman insanlardan herhangi biri gibi tevazu ile davranırdı. Kendi elbisesinin söküğü ile meşgul olur, koyunları eli ile sağar, eşlerine ev işlerinde gerekli hâllerde yardımcı olurdu. Çarşıya, pazara gider, bizzat alış–veriş yapar ve aldığı şeyleri kendisi taşırdı. Ashab–ı Kiram; "İzin verin de biz taşıyalım." dediklerinde, "Herkes kendi yükünü kendi taşısın." buyururdu.
O, hizmetçisiyle yemek yer, onlarla oturup sohbet ederdi. Gelen misafirlerine kendisi hizmet ederdi. Hz. Peygamberimiz, aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme gibi ihtiyaçlarını karşılar, meşrû eğlencelerden onları yararlandırmaya çalışırdı. Ramazan ve Kurban bayramları merasimlerine kızlarını ve hanımlarını da götürürdü. Nitekim bir bayram günü, Habeşliler tarafından oynanan kalkan ve mızrak oyununu eşi Hz. Aişe, omzuna dayanarak birlikte seyretmişlerdi.
Hz. Peygamberimize göre kişinin ailesiyle geçirdiği vakit, boşa harcanmış bir zaman değildir. Peygamber Efendimiz insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetlere:
"Ailenize dönün ve onlara öğrendiklerinizi öğretin." derdi.
Bir hadislerinde O, "Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur." buyurduktan sonra; "Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz." diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edep, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir.
Diğer yandan Hz. Peygamberimiz, çocuklarını İslâmî terbiye altında yetiştirmiş, evliliklerinden sonra da onlarla gerek maddî ve gerekse mânevî olarak ilgilenmeye devam etmiştir. Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine, her gün sabah namazına kalktığı zaman uğrayıp onları namaza kaldırması da, O'nun çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine verdiği önemi göstermektedir.
Hz. Peygamberimizin Medine hayatı boyunca on yıl hizmet eden ve O'nun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Malik şöyle der:
"Çoluk–çocuğuna ve aile fertlerine karşı Hz. Muhammed'den daha şefkatli olan hiçbir kimse görmedim."
Çocuk insanın çiçeği ve meyvesidir. Ekmek ve su kadar sevgi ve şefkate, ilgiye muhtaç olan çocuğun yetişmesi için en güzel ortam, mutlu ve huzurlu aile yuvasıdır. Bu bakımdan Hz. Peygamber çocuklara karşı çok şefkatli davranmıştır.
Bir gün, torunlarını öpüp okşarken bir adam huzuruna gelmişti. Evlat şefkatinden mahrum olan bu kişi, gördüğü manzaraya duyduğu hayretini gizleyemedi ve;
"Benim on çocuğum var, bunlardan hiçbirini öpmüş değilim." dedi. Hz. Peygamberimiz:
"Şayet senin kalbinden Cenabıhak merhameti söküp atmışsa, ben ne yapabilirim?" buyurdu ve ilave etti:
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
Hz. Peygamberimiz, evinde bulunan hizmetçi ve işçilere son derece şefkat ve merhametle muamele eder, hiçbir zaman onları incitecek söz ve davranışta bulunmazlardı. Hz. Enes bu konuda şöyle söyler:
"Hz. Peygamber'e on yıl hizmet ettim. Allah'a yemin ederim ki, bana hiçbir zaman 'öff' demedi. Herhangi bir şey için de bana: "Bunu niçin böyle yaptın? Şöyle yapsaydın ya." dememiştir. Sevgili Peygamberimiz örnek aile reisi idi. Hanımlarına ve çocuklarına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirirdi. O'nun evi örnek bir evdi, hanesinde her zaman burcu burcu mutluluk kokardı.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, Hz. Peygamberimizin aile hayatı ve aile içindeki davranışları taşıdığı özellikler nedeniyle, maddî planda olduğu kadar mânevî planda da örnek konumdadır. Onun aile hayatında uyguladığı ilkeler, her dönemde önemini kaybetmeden varlığını sürdürmektedir. Toplumların en küçük ünitesi olan ailenin mutlu ve huzurlu olmasının toplumun huzurunu da sağlayacağı gerçeğini, en güzel örnekleriyle Hz. Peygamber'in aile hayatında görmek mümkündür