22-09-2008, 20:27
KIZ OLMAYANLAR ANLAYAMAZ …
Bir kızım ben… Bilmem bununla övünmeli, sevinmeli miyim? Ya da erkeklere acımalı mıyım ufak tefek?.. En başta bizler kadar heyecanlı, sohbetlerin başkahramanı olamadıkları için şöyle acınasılar diye süzmeli miyim onları? Hafiften alay dolu bakışlarla gülmeli miyim onlara?.. Zevkten, asıl keyiften anlayamadıkları, biri futbol derken, ötekinin araba markalarını sayışları… Saçma eğlenceler peşinde koştuklarına, oysa sohbetlerin sıcaklığıyla tadacakları zevk denen şeyi… Gizlemeli miyim? Sadece artık kızlara mahsus olarak... Bu gizli sırrı onlardan saklamalı mıyım?
—Öyle şey mi olurmuş? Biz de sohbet ederiz. Hem sen ne anlarsın kızım, futboldan, maçtan? Sıkılırsın tabi.
Dur bir misal getirelim… Of of amma da konuşacak çok şeyiniz varmış.
Bahçenin en zevksiz, en izbe köşesinden ses gelir. Bağırır biri öteki taraftan… Eeeeee sohbetin başlangıcı canım burası, şöyle gür başlamak lazım;
—Gel lan buraya. Duydun mu falan neriye transfer olmuş?
—Gerçek mi lan?
—Olum adam dünyanın en iyi futbolcusu sen ne sandın? Var ya bi beşikten çaktı ki görecen. Feleğini şaşardın lan…
Sonra bir de karşımıza dikilip sohbeti savunurlar… Ne zevkten ne sohbetten anlarsınız deyince… Haksız mıyım? Sizin sohbet diye savunduğunuz şeyi bilirim ben. Evet bilirim. Sana ne elin futbolcusundan, koşucusundan… Amaaan sizinki de zevk mi? Bilemezsiniz tabi. Oooooooooooh çatlayın. Söylemiycem işte. Siz basit konuşmalarınıza devam edin. Saçma eğlenceler, kokuşmuş sohbetlerinizi bırakmayın sakın. Bu özellik bizde kalsın. Kızlara mahsus, kızlarda saklı gezsin. E orası da bizim ayrıcalığımız… O kadar da olsun canım.
Hem gecenin koyu karanlığında yapılan yatak sohbetlerinden ne haberiniz olur sizin? Sabahlara kadar hiç uyumadan, gözünü kırpmadan fısıltılarla konuşmaya çalışan sesleri nerden duyabileceksiniz? Sabaha karşı uykusuzluktan mahmurlaşan gözlerin heyecanını nerden bileceksiniz? O zevki tattınız mı? Hatta sabah olduğunda çok büyük bir rekor kırmış edasıyla yaşanan sevinci bilir misiniz? Ya babaannenin evinde kalmak için torunların başta kararsızlıklarını, babaanneye seslenip seslenip sukuta gömülmeyi sindiremediklerini, torunlarının gözlerine bakıp da cevap bekleyen ninenin sezişlerini hatırlar mısınız? Hatırlayamazsınız… Çünkü siz hatırlamak için daha yaşayamadınız.
Süslenmeyi, rengi renge uydurmayı, işte güzellikte, güzel olmak da mahir olduklarını… Belki aynaların karşısında dakikalarca durduklarını da… Öffff siz ne anlarsınız? Becermeye çalıştıkları şeyi yarım bırakmayışlarını… Ve hep daha farklı bir hırsla… Yapabilir miyim? Yaparım… Deyişleri… Ümit verişleri… Kovulan yeisleri…
Hep bir ağızdan şarkılar söylemenin eğlencesini, keyfini bileniniz de yoktur zaten. Hep birlikte tempo tutarak ezgiler söylemenin, kâh gülmenin, kâh ağlamanın eğlencesini… Ağzını açıp da doğru düzgün şarkı mırıldanınız bile yoktur. Uyduruk, kıytırık, saçma şarkılardan bahis etmiyorum ben. Aman bir de onları söyleyip küçülmeyelim zaten.
Ya da yağmurlu havalarda gezmenin dakikaları kayıt altına alırcasına hafızamızdan nasıl silinmediğini… Bir taraftan yağmurda ıslanmanın verdiği ferahlık ve dışarıda kalma tutkusu, bir tarafta her şeyden habersiz, yağmurdan habersiz dört duvar ve içinde yazılmayı bekleyen nice satırlar… Seçim yapmak kolay değildir, bilir misiniz? Duygusallaşan, yavaş yavaş şiir defterine uzanan elleri görür müsünüz?
Peki ya hevesli bir tavır ile başından geçenleri anlatan, yok “şöyle” oldu, yok “böyle” oldu, “ayyy inanamazsın neler oldu” deyip de, bir şeyler anlatmaya koyulan yüreği duyabilir misiniz? Sezebilir misiniz ondaki heyecanı? Tarif edebilir misiniz? Edemezsiniz… Çünkü yanınıza gelip bir şey anlatanlar yoktur, bilemezsiniz.
Ve güzelliği örten hicabın kalkansı yönünü keşfedebilir misiniz? Korumaların varmışçasına, korunurmuşçasına güven içinde yürüyen ayaklara imrenir misiniz? Ve onur veren, asilliğin zirvesine eriştiren, kimliğini belirleyen o kutlu örtünün içinde gizlenen yüreği bilir misiniz? Değerli bir mücevher gibi saklanmanın, gizlenmenin nasıl yüce bir mevkiiye taşıdığını… Kadını… Değerli olan saklanır, en girift yere gömülür öyle değil mi? Teşhir etmeye kim teşebbüs edebilir? Ne akla hizmet cevherini sunar? Gözler önüne serer? Siz bu yadırgamaları bilir misiniz? Evet, belki bilir siniz. Ama bizim kadar derinden hissedemezsiniz…
O güzelliği taşıyan yürek kadar saf olabilir misiniz? Ve bir o kadar kaprisli, alıngan, kırılgan, narin yüreği?.. Bilir misiniz? Bilemezsiniz… Çünkü zarif, duygusal, nazenin, o şefkat timsali yürekler kadar hassas olmayı beceremezsiniz…
Peki ya aynı zaman da korkak, anladınız işte birazcık ödlek, akşamları odadan odaya geçmeye korkan, birlikte diğer odaya geçmek için kardeşine yalvaran, o hızlı hızlı çarpan kalp kadar güvene muhtaç mısınız? Ama yok, o güveni bulurken, acizliğinden dolayı hor görülen değil, sevgiye, sevilmeye ve korunmaya muhtaç yüreğin yücelişini, kız olmaklığıyla korkabileceği, hassaslığından kaynaklanan bu korku denen şeyi, nasıl da küçültür kızın narinliği…
Sorular sordum, cevaplar verdim. Ve hepsi benim düşüncem, yeni koyduğum, kafamdan uydurduğum kanunlar değil asla… E yapabilir seniz yapın siz de… Ama yok yapamazsınız… Çünkü siz kızlar kadar zeki ve duygusal olamazsınız…
not:arkadaşlar aslında bu yazı bu bölüme koyulmaması gerekio çünki alakası yok aam böle bi bölüm olmadığı için buraya koymak zorunda kaldım









bu arada bu yazıyı 14 yaşındaki amcamın kızı yazdı.
Bir kızım ben… Bilmem bununla övünmeli, sevinmeli miyim? Ya da erkeklere acımalı mıyım ufak tefek?.. En başta bizler kadar heyecanlı, sohbetlerin başkahramanı olamadıkları için şöyle acınasılar diye süzmeli miyim onları? Hafiften alay dolu bakışlarla gülmeli miyim onlara?.. Zevkten, asıl keyiften anlayamadıkları, biri futbol derken, ötekinin araba markalarını sayışları… Saçma eğlenceler peşinde koştuklarına, oysa sohbetlerin sıcaklığıyla tadacakları zevk denen şeyi… Gizlemeli miyim? Sadece artık kızlara mahsus olarak... Bu gizli sırrı onlardan saklamalı mıyım?
—Öyle şey mi olurmuş? Biz de sohbet ederiz. Hem sen ne anlarsın kızım, futboldan, maçtan? Sıkılırsın tabi.
Dur bir misal getirelim… Of of amma da konuşacak çok şeyiniz varmış.
Bahçenin en zevksiz, en izbe köşesinden ses gelir. Bağırır biri öteki taraftan… Eeeeee sohbetin başlangıcı canım burası, şöyle gür başlamak lazım;
—Gel lan buraya. Duydun mu falan neriye transfer olmuş?
—Gerçek mi lan?
—Olum adam dünyanın en iyi futbolcusu sen ne sandın? Var ya bi beşikten çaktı ki görecen. Feleğini şaşardın lan…
Sonra bir de karşımıza dikilip sohbeti savunurlar… Ne zevkten ne sohbetten anlarsınız deyince… Haksız mıyım? Sizin sohbet diye savunduğunuz şeyi bilirim ben. Evet bilirim. Sana ne elin futbolcusundan, koşucusundan… Amaaan sizinki de zevk mi? Bilemezsiniz tabi. Oooooooooooh çatlayın. Söylemiycem işte. Siz basit konuşmalarınıza devam edin. Saçma eğlenceler, kokuşmuş sohbetlerinizi bırakmayın sakın. Bu özellik bizde kalsın. Kızlara mahsus, kızlarda saklı gezsin. E orası da bizim ayrıcalığımız… O kadar da olsun canım.
Hem gecenin koyu karanlığında yapılan yatak sohbetlerinden ne haberiniz olur sizin? Sabahlara kadar hiç uyumadan, gözünü kırpmadan fısıltılarla konuşmaya çalışan sesleri nerden duyabileceksiniz? Sabaha karşı uykusuzluktan mahmurlaşan gözlerin heyecanını nerden bileceksiniz? O zevki tattınız mı? Hatta sabah olduğunda çok büyük bir rekor kırmış edasıyla yaşanan sevinci bilir misiniz? Ya babaannenin evinde kalmak için torunların başta kararsızlıklarını, babaanneye seslenip seslenip sukuta gömülmeyi sindiremediklerini, torunlarının gözlerine bakıp da cevap bekleyen ninenin sezişlerini hatırlar mısınız? Hatırlayamazsınız… Çünkü siz hatırlamak için daha yaşayamadınız.
Süslenmeyi, rengi renge uydurmayı, işte güzellikte, güzel olmak da mahir olduklarını… Belki aynaların karşısında dakikalarca durduklarını da… Öffff siz ne anlarsınız? Becermeye çalıştıkları şeyi yarım bırakmayışlarını… Ve hep daha farklı bir hırsla… Yapabilir miyim? Yaparım… Deyişleri… Ümit verişleri… Kovulan yeisleri…
Hep bir ağızdan şarkılar söylemenin eğlencesini, keyfini bileniniz de yoktur zaten. Hep birlikte tempo tutarak ezgiler söylemenin, kâh gülmenin, kâh ağlamanın eğlencesini… Ağzını açıp da doğru düzgün şarkı mırıldanınız bile yoktur. Uyduruk, kıytırık, saçma şarkılardan bahis etmiyorum ben. Aman bir de onları söyleyip küçülmeyelim zaten.
Ya da yağmurlu havalarda gezmenin dakikaları kayıt altına alırcasına hafızamızdan nasıl silinmediğini… Bir taraftan yağmurda ıslanmanın verdiği ferahlık ve dışarıda kalma tutkusu, bir tarafta her şeyden habersiz, yağmurdan habersiz dört duvar ve içinde yazılmayı bekleyen nice satırlar… Seçim yapmak kolay değildir, bilir misiniz? Duygusallaşan, yavaş yavaş şiir defterine uzanan elleri görür müsünüz?
Peki ya hevesli bir tavır ile başından geçenleri anlatan, yok “şöyle” oldu, yok “böyle” oldu, “ayyy inanamazsın neler oldu” deyip de, bir şeyler anlatmaya koyulan yüreği duyabilir misiniz? Sezebilir misiniz ondaki heyecanı? Tarif edebilir misiniz? Edemezsiniz… Çünkü yanınıza gelip bir şey anlatanlar yoktur, bilemezsiniz.
Ve güzelliği örten hicabın kalkansı yönünü keşfedebilir misiniz? Korumaların varmışçasına, korunurmuşçasına güven içinde yürüyen ayaklara imrenir misiniz? Ve onur veren, asilliğin zirvesine eriştiren, kimliğini belirleyen o kutlu örtünün içinde gizlenen yüreği bilir misiniz? Değerli bir mücevher gibi saklanmanın, gizlenmenin nasıl yüce bir mevkiiye taşıdığını… Kadını… Değerli olan saklanır, en girift yere gömülür öyle değil mi? Teşhir etmeye kim teşebbüs edebilir? Ne akla hizmet cevherini sunar? Gözler önüne serer? Siz bu yadırgamaları bilir misiniz? Evet, belki bilir siniz. Ama bizim kadar derinden hissedemezsiniz…
O güzelliği taşıyan yürek kadar saf olabilir misiniz? Ve bir o kadar kaprisli, alıngan, kırılgan, narin yüreği?.. Bilir misiniz? Bilemezsiniz… Çünkü zarif, duygusal, nazenin, o şefkat timsali yürekler kadar hassas olmayı beceremezsiniz…
Peki ya aynı zaman da korkak, anladınız işte birazcık ödlek, akşamları odadan odaya geçmeye korkan, birlikte diğer odaya geçmek için kardeşine yalvaran, o hızlı hızlı çarpan kalp kadar güvene muhtaç mısınız? Ama yok, o güveni bulurken, acizliğinden dolayı hor görülen değil, sevgiye, sevilmeye ve korunmaya muhtaç yüreğin yücelişini, kız olmaklığıyla korkabileceği, hassaslığından kaynaklanan bu korku denen şeyi, nasıl da küçültür kızın narinliği…
Sorular sordum, cevaplar verdim. Ve hepsi benim düşüncem, yeni koyduğum, kafamdan uydurduğum kanunlar değil asla… E yapabilir seniz yapın siz de… Ama yok yapamazsınız… Çünkü siz kızlar kadar zeki ve duygusal olamazsınız…
not:arkadaşlar aslında bu yazı bu bölüme koyulmaması gerekio çünki alakası yok aam böle bi bölüm olmadığı için buraya koymak zorunda kaldım










bu arada bu yazıyı 14 yaşındaki amcamın kızı yazdı.