15-10-2008, 17:38
KONUŞMAK İSTEYEN BAKIŞLAR…
Konuşmak, en gerektiği yerde… İnsan söylediği sözler için pişman olabilir ama söylemediği kelimeler için üzülebilirmiş de… Bir kavgada ver veriştirebildiğin kadar ağzının payını. Öyle mi? Iıh. Söyleyemediği kırıcı sözler için pişman olmaz ki insan. Olmamalı insan… Söylemeyi unuttuğu güzel sözler için üzülmeli. İnsanlığı mahrum bıraktığı tebessümleri için yaşamalı en derin pişmanlığını… Bir çift sevgi dolu kelime ve yürekten gelen, içimizde kaldığı halde söyleyemediğimiz milyonlarca cümle… Hep mantık süzgeci engel olmaz mı? Söyleneceklere?.. Kelimelerin akışını bozmaz mı o, en sinsice? Belki planlanmış, önceden ayarlanmış konuşmalarımıza bile kuşku sokuşturmaz mı? Ne gereği var bunu söylemenin? Saçma saçma şeyler söyleme. Meraka değer bir konuşma, gereği ve yeri olan bir mesele değil, boş versene… Ve işte böyle cümlelerle yıkmaz mı ezbere bildiğimiz, ezberlediğimiz cümleleri vahşice? Hileli bir biçimde?.. Ve kandırmaz mı bizleri çoğu kere? İnanmak istemediğimiz halde, inandırmaz mı bizleri, katmaz mı saflar sürüsüne? Anlatmaya çalıştığımız, konuşmaya çalıştığımız meselelerin önünde koca bir set olmaz mı? Kara bir perde gibi germez mi düşüncelerimize kuşkuyu, gece misali kapkara hem de?..
Ve konuşmamanın pişmanlığını yaşarız sonra, o kuşkuya kızarak birde… Evet ben artık kanmayacağım, bana gerçek gibi görünen o yalancı mantığa. Ve çünkü zaman akıyor, durduramıyorum, geriye alamıyorum ve pişmanlık bir işe yaramıyor da. Tutmayın beni, ben geliyorum sizlerle konuşmaya…
“ YABANCI KELİMELER
Kelimelere aşığım, içinde derin manalar saklı olan,
Bir hazine sandığı gibi dolu kelimelere,
Bir “seni seviyorum” diyen yüreğe,
Bir tebessüme…
İçinde derin manalar saklı olan yüce kelimelere,
Aşığım, aşığım…
Anlatmaya çalışıp da, yorumlayamadığım
Gönlümden geçen o yabancı kelimelere,
Hasretim…
Ve nefret doluyum,
Kalbimden akan her bir kelimeye engel olan o korkuya…
Dilime dolanıp durmasını sağlar kelimelerin, o korku…
Ya da yüreğimin bir köşesine sıkışıp kalmış masum bir tebessüme,
Hayranım… ”
Konuşmak, en gerektiği yerde… İnsan söylediği sözler için pişman olabilir ama söylemediği kelimeler için üzülebilirmiş de… Bir kavgada ver veriştirebildiğin kadar ağzının payını. Öyle mi? Iıh. Söyleyemediği kırıcı sözler için pişman olmaz ki insan. Olmamalı insan… Söylemeyi unuttuğu güzel sözler için üzülmeli. İnsanlığı mahrum bıraktığı tebessümleri için yaşamalı en derin pişmanlığını… Bir çift sevgi dolu kelime ve yürekten gelen, içimizde kaldığı halde söyleyemediğimiz milyonlarca cümle… Hep mantık süzgeci engel olmaz mı? Söyleneceklere?.. Kelimelerin akışını bozmaz mı o, en sinsice? Belki planlanmış, önceden ayarlanmış konuşmalarımıza bile kuşku sokuşturmaz mı? Ne gereği var bunu söylemenin? Saçma saçma şeyler söyleme. Meraka değer bir konuşma, gereği ve yeri olan bir mesele değil, boş versene… Ve işte böyle cümlelerle yıkmaz mı ezbere bildiğimiz, ezberlediğimiz cümleleri vahşice? Hileli bir biçimde?.. Ve kandırmaz mı bizleri çoğu kere? İnanmak istemediğimiz halde, inandırmaz mı bizleri, katmaz mı saflar sürüsüne? Anlatmaya çalıştığımız, konuşmaya çalıştığımız meselelerin önünde koca bir set olmaz mı? Kara bir perde gibi germez mi düşüncelerimize kuşkuyu, gece misali kapkara hem de?..
Ve konuşmamanın pişmanlığını yaşarız sonra, o kuşkuya kızarak birde… Evet ben artık kanmayacağım, bana gerçek gibi görünen o yalancı mantığa. Ve çünkü zaman akıyor, durduramıyorum, geriye alamıyorum ve pişmanlık bir işe yaramıyor da. Tutmayın beni, ben geliyorum sizlerle konuşmaya…
“ YABANCI KELİMELER
Kelimelere aşığım, içinde derin manalar saklı olan,
Bir hazine sandığı gibi dolu kelimelere,
Bir “seni seviyorum” diyen yüreğe,
Bir tebessüme…
İçinde derin manalar saklı olan yüce kelimelere,
Aşığım, aşığım…
Anlatmaya çalışıp da, yorumlayamadığım
Gönlümden geçen o yabancı kelimelere,
Hasretim…
Ve nefret doluyum,
Kalbimden akan her bir kelimeye engel olan o korkuya…
Dilime dolanıp durmasını sağlar kelimelerin, o korku…
Ya da yüreğimin bir köşesine sıkışıp kalmış masum bir tebessüme,
Hayranım… ”