22-09-2007, 01:02
Suat KÖÇER - Polen Dergisi
Eşref Ziya : "BİR EZGİ SÖYLEYİP DÜNYA'YI DEĞİŞTİRECEĞİM ZANNETTİM"
S.K : O'nu en son, yıllar önce (muhtemelen 95-96 yıllarındaydı) konser için geldiği Erzurum, Cemal Gürsel Kapalı Spor Salonu'nda görmüştüm. Sunucu "İşte karşınızda Eşref Ziya Terzi!" dediğinde, salona dolan binlerce kişi hep bir ağızdan tekbirler getiriyordu. Yıllar sonra, Çamlıca'daki Marmara Center'daki odasında buluşup, o günleri konuştuk. Eşref Ziya, o günden bugüne çok değiştiğini düşünüyor."Hislerim hala aynı, ama yansıtmam farklı" diyor. Her kesin kendisine pay çıkarabileceği keyifli bir sohbet yaptık. Üzerinde çalıştığı büyük bir projesini ise isteği üzerine saklı tutuyorum...
Siz ve sizinle aynı kulvarda, aynı müzik anlayışında birleşen meslektaşlarınız, müziğinizle bir süreç mi oluşturdunuz, yoksa belirli bir başlangıcı olan bir sürecin ürünü olarak mı ortaya çıktınız?
Eşref Ziya : Bir süreci başlattık veya başlamasını sağladık demek çok iddialı bir şey olur. Bir dönemin, bant tiyatrolarıyla başlayan sürecinin bir aşamasıydı bu. Camia bağlamında söyleyecek olursak, bir tür 'dışa vurum biçimiydi'. Bu tarz müziğin içindeki ezgiler de bunun birer parçası gibiydi. Gruplar olarak ortaya çıkan anlayış da bunun bir ürünüydü, Belli bir amaç ve gaye doğrultusunda bir bant tiyatrosu yapılıyor. Siz de bunların içinde ezgiler hazırlıyorsunuz. Bu şekilde bir bütünün parçası olmuş oluyorsunuz. Bu şeklinde grup olarak başlayan çalışmalar daha sonra 'solo' çalışmalarla devam ediyor. Tabi solo kısmı, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir nokta. Dolayısıyla biz bir süreç başlatmadık bence, sadece başlamış bir sürece katkıda bulunduk. Bant tiyatrolarıyla başladı bu iş ve bizimle devam etti.
S.K : Bana kalırsa sizin tarzınızı bu aşamada iki başlık altında incelememiz gerekiyor. İlki, sizin de içinde yer aldığınız daha çok, bir dünya görüşünün anlatıldığı, savunulduğu İdeolojik ve siyasi söylemi olan' ürünler. İkincisi ise daha çok tasavvuf kültürüyle ilişkili olan ilahi ve gazeller
Eşref Ziya : Bizim tarzımızın ideolojik bir boyutu var, bunu kabul etmemiz gerekiyor. Yaptığımız müziğin temelinde ideolojik söylemler vardı. Aslına bakarsanız ilk dönemlerde yapılan şeyler, bir makaleyi müzik eşliğinde okumak gibi bir şeydi. Burada sanat ikinci, üçüncü plandaydı, Hatta bazen hiç önemli değildi. Önemli olan 'söyleyeceğiniz sözü söylemekti'. Ancak bu gün gelinen nokta daha farklı tabiî ki. Şimdi ne var; Biz bu sözü söylemeliyiz, evet. Ancak estetik bir biçimde söylemeliyiz! Biz bu işin sanat olduğunu keşfettik diyebilirim, Hatta sanatsal yönü yoksa anlattığınız şeyin de bir anlamı yoktur.
S.K : 'Grup Selika' adında bir grup hatırlıyorum. İlk grup muydu bu, yoksa ilklerden birisi miydi?
Eşref Ziya : İlk grup sayılabilir belki. Ben yoktum o grupta.
S.K : Tamer Duman, Ömer Karaoğlu gibi isimler vardı sanırım...
Eşref Ziya : Biz o gruptan hemen sonraki grup sayılabiliriz. 'Kalksam ve Dirilsem'i yaptığımız grup. Onların birlikteliği çok uzun sürmedi zaten,
S.K : Yanlış hatırlamıyorsam sadece vurmalı çalgılara yer veriliyordu eserlerinde. ,.
Eşref Ziya : Evet, doğru hatırlıyorsunuz. Biz yoğun enstrümanları kullanan ilk gruptuk diyebilirim. 'Vurmalı Çalgıları' aşıp, enstrümanlara geçişi yapan ilk grup olduk. O zamanlar çok müzikli çalışmalar yapılmıyordu. 'Cemre' isimli kasette yapılmıştı sanırım ilk olarak,
S.K : Peki, sizin müziğe başlamanızın nedeni neydi? İçinizden gelen bir müzik sevgisi mi, insanlara bir şeyler anlatma kaygısı mı?
Eşref Ziya : Ben eğer müzikle yapmasaydım yaptığıma inandığım şeyleri, çok farklı şeylerle yapmaya çalışırdım. İnandığı değerleri binleri ile paylaşmaya çalışan bir insan olarak, köşe yazan olabilirdim belki. Müzik kabiliyetine gelince o, Allah'ın verdiği bir özelliktir. Ben kalkıp on altı, on yedi yaşımda meydanlarda insanlara konser vereyim diye düşünmedim.
S.K : Öyleyse müziğinizle bir çeşit tebliğ yapmaya çalıştığınızı söyleyebilir miyiz?
Eşref Ziya : Evet, tebliğ kaygısı vardı doğrusu. İnandığınız değerleri birilerine aktarma, bazen yüksek perdeden de söyleme olayıydı bu. Bazen boyundan büyük laflar etmeyle de oluyor. Sonuçta on dokuz, yirmi yaşlarında bir gençsiniz o zamanlar. Bir ezgi söyleyip dünyayı değiştireceğinizi zannediyorsunuz. Ama otuzlu yaşlara geldiğiniz zaman, bunun mümkün olmayacağını, otuzlu yaşları biraz aşınca da 'aslında sizin böyle bir vazifeniz olmadığını' anlıyorsunuz.
S.K : Tebliğinizin insanlara ulaşıp ulaşmadığını nasıl ölçüyordunuz?
Eşref Ziya : İmza günlerinde kulağıma eğilip 'Ben sizin Kalksam ve Dirilsem kasetinizi dinledikten sonra namaza başladım' diyen çok genç oldu. Belki bu kasetin amacı bu değildi ama böyle bir netice de doğurmuştur, Bu gün yapılanların böyle bir fonksiyonu var mı? Bence eskilerdekilerin neticelerini doğurmaz ama yine de bu dairenin içindeki ürünlerdendirler. Bence bu şekilde oluşması daha sağlıklı. Beni anlayan bir kitle olsun istiyorum. Bir de şu da oldu; Kendime döndüm, 28 Şubat süreciyle birlikte çok yanlış bir kanaat oluştu; "28 Şubat sürecioldu, Eşref Ziya light'leşti, çiçekli, böcekli şeyler söylemeye başladı" dediler mesela. Şimdi 28 Şubat süreci ne zaman oldu?
S.K : 97 Şubatı'nda
Eşref Ziya : Ben 'Beyazıt Meydanında' eserimi ne zaman yaptım? 99'da. O ezgi gibi, çok ciddi bir itiraz, muhalefet taşıyan bir eser, daha nasıl söylenebilir ki? "Hayat bitse ne çıkar/ Zulüm gelse ne çıkar/ Kavgamızın şehrinde / Ölüm yağsa ne çıkar.,, Ben bu eseri 28 Şubat sürecinden bir ay önce söylemedim! Bu süreçten iki yıl sonra söyledim, Ben böyle düşünüyorum. Zaten 28 Şubat süreci ile başlayan bir şey değildi. Bizim eserlerimizin biraz daha, sokağın dışına taşması, 1989'da Özal'la başlayan, birlikte yaşamak formüllerinin konuşulduğu zamana denk geldi. Komşularımızın farkına varma, dünyanın, sadece etrafınızda olan insanlardan ibaret olmadığının farkına varma, bu süreçte yaşanılan şeylerdi, Önceden komşularımızın farkına varmadığımızı düşündük. Hep aynı şeyleri düşünen, aynı şeyleri paylaşan insanlar, akşam yatarken devlet kurup, sabahleyin uyanan,,. Hayatın böyle olmadığını görüyorsunuz daha sonra. Hayatın size kitaplarda anlatıldığı gibi olamadığını da görüyorsunuz. Hayatın kendi paradoksları var. Bir de içsel bir yönü var olayın. Hayal kırıklıkları yaşıyorsunuz mesela, Benim hayatımın en büyük kırılma noktalarından birisi, siyasal arenada yaşanan gelişmelerle oluştu. Partiyle ülkenin değişebileceği fikrinin zihninizde yok olması büyük bir hayal kırıklığıdır. Siyasal partinin, bir siyasal parti olarak kalacağını öğrendim,
S.K : Dönemin en faal hareketlerinden olan Refah Partisi'nin çalışmalarında sizin ezgileriniz, marşlarınız fon müziği olarak çalındı. O dönemde partiyle aranızda nasıl bir ilişki vardı?
Eşref Ziya : Partiye olan büyük bir İnancım vardı. Refah Partisi'nden sonra da, o çapta bir sivil çalışmanın oluşturulduğunu da düşünmüyorum. Refah Parîisi'nin teşkilatlarını aşabilen bir yapı meydana gelmedi hala.
S.K : 28 Şubat süreci, müziğinize nasıl yansıdı? Neler değişti meslek hayatınızda?
Eşref Ziya : O süreç bizi bireyselleştirdi. Sadece bizi değil, bütün bir toplumu bu yönde etkiledi. Bir içe dönüklük başladı, Bu bir korkaklık değil.
S.K : Müziğinizi aynı kategoride değerlendirilen, benzer örneklerden ayıran farklar nedir?
Eşref Ziya : Yukarıda bahsi geçen örnekler ise (gazel ve zikirli deyişler), konuşmaya değecek bir kıyas olmadığından, hiç üzerinde durmayalım derim.
S.K : O halde, söz konusu popüler örneklerinden soyutlayarak, klasik tasavvuf müziği ile sınırlayayım sorumu.
Eşref Ziya : Klasik Türk Müziği, Türk Tasavvuf Müziği, bunlar tartışılmaz birer sanat ürünüdür. Çok fark var elbette. Bizim yaptığımız tamamen özgün bir tarz. Alî yapı açısından Halk Müzigi'nden bile motifler taşır. Batı Müzigi'nden tınılar içerir, Üst yapı açısından Türk sazları vardır. Böyle bir müzik tarzı var artık. Ahmet Kaya, Fatih Kısaparmak gibi sanatçılar belli başlı örnekleridir bunun,
S.K : 'Eşref Ziya' Özgün Müzik mi yapıyor?
Eşref Ziya : Evet, kesinlikle Özgün Müzik yapıyorum. Aslında eskisi gibi tasnif edilmiyor müzikler. Bu gün Pop Müzik dinlediğiniz zaman 'kanun' sesi duyabilirsiniz, 'ud' sesi duyabilirsiniz, bizim yerli sazlarımızı duyabilirsiniz. Nerde kaldı müzik tarzları? Nasıl ki dünya küçüldü ve sınırlar ortadan kalkmaya başladı, aynı şey müzikte de oluyor.
S.K : Peki, sizin müziğinize nasıl yansıdı bu durum? Mesela kimileri, arabesk ve halk müziği örneklerini alarak, bunların müziklerini ilahi ve ezgilerine uyarladılar.
Eşref Ziya : Bence çok normal bir şey, Ama tek problem şu; bunu estetik bir şekilde yapabilmek! Sanatın olmazsa olmazıdır estetik. Bir de bunun kıstasları var tabi. Kim koyuyor bu kıstasları? Açıkçası bunun ölçüsü de yok. Fakat, kendisi içerisinde bir bütünlüğü de var. Bunun istatistiksel, matematiksel bir karşılığı, değeri var mı, hayır, yok. 'Estetik olmuş' diyor, Neye göre? 'Bilmiyorum, ama estetik olmuş' diyor.
"Değiştim ama Dönüşmedim"
S.K : Eşref Ziya Terzi kendisini birilerinin dediği gibi Ilımlı' görüyor mu?
Eşref Ziya : Ilımlılık kavramından ne anladığımıza bağlı bu, Yeri geldiğinde uzlaşan, yeri geldiğinde katı tavır alabilen birisiyim ben, Düzenle uzlaşan', İşine bakan' bir adam değilim. Yine böyle kavgacı, hırslı biri de değilim. Kendimi 'orta yollu bir adam' olarak tanımlıyorum. Geçmişte daha uç bir adamdım, doğru. Ama bu gün geldiğim noktada daha olgun, orta yollu bir yapıdayım, İşlerin hayırlısının da orta yollu olanlar olduğunu düşünüyorum.
S.K : Bu değişiminizi sadece zaman kavramıyla mı açıklayacağız? *Bir Güneş Doğuyor' ezgisini heyecanla yorumlayan genç Eşref Ziya ile bu gün vardığınız noktadaki Eşref Ziya arsındaki değişimin nedeni olarak neyi/neleri görmemiz gerekiyor?
Eşref Ziya : Ben o gün, o ezgiyi söyleyerek dünyayı değiştireceğimi sanıyordum. Ama bu gün, dünyayı değiştiremeyeceğimi gördüm. Elbette olguniaşarak anlıyorsunuz bunu. Bu bir değişmeyse, evet değişiyorsunuz. Fakat dönüşüm ile asla karıştırılmamalı, Gelişiyorsunuz sonuçta. Sakin (eşiyorsunuz. Daha sakin düşünmeyi öğreniyorsunuz, Sorgulamayı öğreniyor sunuz bir kere. On sekiz, on dokuz yaşlarınızda körü körüne inanabiliyorsunuz. Bu 'Parayı gördü, bozuldu' meselesi değil. Benimle ilgili yapılan bazı eleştiriler de bu konuda yapılıyor. Ben şu an, o dönemdekinden daha varlıklı değilim. O zamanlar maddi açıdan daha iyi bir durumdaydım. 22 yaşında kiminle evliysem, şimdi hala aynı kişiyle evliyim. Hayatımda köklü değişiklikler falan yapmadım ben. 22 yaşındayken hangi evde oturduysam, hala aynı evdeyim.
S.K : Yaptığınız müzikte popülerlik kaygısı taşıyor musunuz? Ya sizi dinlemezlerse?
Eşref Ziya : Hayır. Böyle bir kaygım olsaydı ddha farklı müzikler yapardım. Popüler de olurdum. Bu fırsatlar elime geçti yeri geldiğinde. Bence beni eleştiren adamlar, benim kadar dindar olmak zorunda.
S.K : Muhafazakâr kesim ne dinliyor şu an? Örneğin sizi dinliyor mu?
Eşref Ziya : Hâlâ dinlediklerini düşünüyorum. Beni ve arkadaşlarımı hâlâ dinliyorlar ve çocuklarına da dinletiyorlar. Kaset satışlarımda, Anadolu'da yaptığım konserlerde bu ilgiyi görüyorum. Hala ölmedik. (Gülüyor) Bizi dinleyen iyi bir kitle var. Yeni dinleyiciler de var, Ama on beş yıl önce yaptığımız şeylerle tutamazsınız onları, Karşılığı yok çünkü. Bu gün 'Hindikuş'tur dağları/ Mücahid'dir adlan' desem ne anlayacaklar? Karşılığı yok çünkü bu söylediklerimin, Bir süreçti o, yaşandı ve bitti.
S.K : Sizi de tanıyamayacakJar belki. O şartlan ve sizin şartlar içerisinde durduğunuz yer, savunduğunuz misyon,..
Eşref Ziya : Şimdi de öyle. Bakın biz dört il konseri yaptık. Yakaladığımız rakam ortalama sekiz bin.
S.K : En çok satan kasetinizin satış rakamını öğrenebilir miyim?
Eşref Ziya : En çok satan kasetim Kalksam ve Dirüsem oldu. Satış rakamı ise bir milyon.
S.K : İyi bir rakam.
Eşref Ziya : Evet, çok iyi satmıştı.
S.K : Peki, şu an kaç satıyor albümleriniz?
Eşref Ziya : Cd'si ile birlikte kırkelli bin civarında.
S.K : Bu çok büyük fark ama... Tuhaf değil mi sizce de?
Evet ama bir milyon çok iyi bir rakamdı. Onunla kıyaslıyoruz şimdi. Yanlış bir kıyas olur bu. Türkiye'de bir milyon satan kaset yok şu anda,
S.K : Ortalamasını sorayım o zaman?
Eşref Ziya : İlk çalışmalardan itibaren alacak olursak, iki yüz iki yüz elli bin civarları ndaydı ortalaması.
S.K : Bu aralar nasıl satışlar?
Eşref Ziya : Şu kadarını söyleyeyim; bu gün Unkapanı'nda bir albüm elli bin sattığında, 'patlama' olarak değerlendiriliyor. Şimdi piyasada internet var, mp3 var, korsan var. Bana göre albüm satmayla bir değerlendirme yapılmamalı. Bu gün hangi tür müzik isterseniz o müziğe has yayın yapan radyolar var.
S.K : Şimdi bu, 'bir düşüş olmadı' anlamına mı geliyor?
Eşref Ziya : Elbette ki hayır. Bir şey her dönem aynı değeri görmez. Mutlaka bir düşüş vardır. Bir de ben hayatımda hep risk alan bir adam oldum. Bir şeyin doğru olduğuna inandığımda, onu yaparken tepki toplayacağımı bilsem de yaparım ve sonucuna da katlanırım. 'Merkez'e yapayım, suyu da bulandırmayayım, bak herkes de böyle seviyor, bak bu tür şeyler satıyormuş, ben de böyle yapayım' deseydim, din satardım o zaman, Ama ben dinci değilim, ben dindarım! Yaşadığım kadar Müslümanlık anlatıyorum müziğimde, Olmadığım kadarını anlatmıyorum.
S.K : Daha önce de bu konularda böyle mi düşünüyordunuz?
Eşref Ziya : Eskiden nasıl bir Müslümansam öyle yapıyordum, şimdi de nasıl bir Müslümansam öyle bir müzik yapıyorum. Olduğumun dışında bir müzik yapmıyorum.,
S.K : Kendinizi tanımlama açısından eskisinden bir farkınız yok mu yani?
Eşref Ziya : Eskiden bir ezgi söylediğimde dünyayı değiştirebileceğimi sanıyordum. Bu gün hala aynı şo kıyı söylersem iki yüzlülük yapmış olurun. Çünkü ben onu söylediğim zaman dünyanın değişmeyeceğini biliyorum artık. Bile bile söylemem insanlara hoş gelebilir. 'Bak hala aynı noktada, hiç değişmedi, aslan, yiğit' derler, Fakat ben bunu kendime izah edemem.
S.K : Ama bu hislerin çıkış noktasındaki hassasiyetlerim aynen duruyor diyorsunuz?
Eşref Ziya : Evet, kesinlikle. Ben 'Pergel Medeniyetine' inanıyorum. Pergel medeniyeti şudur; pergelin bir ucunu sabitlersiniz. Diğeri ile de dolaşırsınız. Sabitlediğiniz ayağa dikkat etmek zorundasınız. Ben onu yapmaya çalışıyorum. O ayağımı çok önemsiyorum.
"Bizim yaptığımız müzik de Fast Food'dur
S.K : Muhafazakâr radyolar ne çalıyor? Size İlgililer mi?
Eşref Ziya : Evet, çok çalıyorlar. Bilhassa Anadolu'da. Zaten üç beş tane radyo var o türden. Onlar da çalıyorlar.
S.K : Çalmadıkları eserleriniz var tabi?
Eşref Ziya : Evet, var. Bu da doğal bir şey zaten. Marmara Fm'de (Marmara Fm'de yöneticilik yapıyor) çalmıyor bazı eserlerimi.Karşılığı yok çünkü. Bu gün 'Bir Güneş Doğuyor Cezayir'de' çaldığında dinleyici nereye koyacak bunu? Cezayir neden konu ediliyor, Cezayir'de ne oluyor diye düşünecekler. Bu gün yok böyle bir gündem. O günlerde sosyal bir olaydı bu, Cezayir'de seçim olmuş, %83'iük bir oyla iktidar olunma hak kazanılmış ancak bazı güçlerce bu haklan ellerinden alınmış. Siz oturup buna tepki olarak bir şey yazıyorsunuz. Ama bu gün Irak olayıyla ilgili bir şeyler yapabilirsiniz. Yeni kasetimde bununla ilgili bir çalışma var. Felluce olaylarını anlatan 'Savaşın Çocukları' isminde bir çalışmam var.yor. Batı'ya bakıp bir şeyler çıkaracak kapasitede de değil. Ne yapabilir ki böyle biri?
S.K : Müslümanlar iyi müzik yapar mı?
Eşref Ziya : Müslümanların sanatsal bakışları zayıf denilebilir. Yetişme tarzlarından kaynaklanan bir şey bu. Çünkü bu yönlerini güçlendirecek hiçbir şey yapmamışlar. Sanat önemsiz bir şey olarak algılanmış. Malayani yani boş, gereksiz bir şey olarak görülmüş. Dünya işi. Ama dünyaya bir İslam Medeniyeti perspektifinden bakan Osmanlı öyle anlamamış. Örneğin camiler. ., 'Canım, etrafını çevirelim, içinde namaz kılınsın, yeterli diye düşünülmemiş, Çok güzel eserler, camiler yapmış, yaptırmış. Müslümanlar bu noktada, geleneklerini, kökenlerini attıkları için ve bununla birlikte modern dünya ile de bir köprü kuramadıkları için evet, bir şey yapamaz konumdalar. Geleneğine dönüp bakmıyor. Batı'ya bakıp bir şeyler çıkaracak kapasitede de değil. Ne yapabilir ki böyle biri?
S.K : Bu açıdan kendi müziğinizi beğeniyor musunuz?
Eşref Ziya : Benim yaptığım müzik de 'havada' bir müziktir. O da böyle kökleri sağlam, büyük bir medeniyet tasavvuruna dayalı bir müzik değil. Değişen müzik piyasası anlayışı içinde yerini alan bir tarzdır, Bizim yaptığımız müzik de Fast Food'dur. Otuz yıl sonra, elli yıl sonra da dinlenecek bir müzik değildir, Bir Klasik Müzik gibi. Tasavvuf Müziği gibi kalıcı bir müzik değil, Kendi süreci içinde bir anlamı ve yeri var bu tarzın.
S.K : Bunlar enteresan tespitler. Biraz şaşırdım doğrusu...
Eşref Ziya : Öyle ama. Dönemsel müzikler bunlar. Kalıcı değil. Söz gelimi Erkan Oğur elli yıl sonra da dinlenir, Sağlam bir müzik anlayışı ile yoğrulmuştur çünkü. Çok fazla yeterli olduğumu da düşünmüyorum. Öyle çok büyük bir müzik adamı da değilim. Çok büyük bir müzik kültürü olan, derin bir müzik geleneğinden gelen biri de değilim. Dindarlar içerisinde derin bir müzik geleneğinden geien, elli yıl sonra ya da hitap edebilecek bir adam var mı?
S.K : Dindardan kastınız sizinkine benzer ideolojik motifler taşıyan tarz içinse hayır öyle biri yok.
Eşref Ziya : Evet, yok.
S.K : Yine de kendiniz ve müziğinizle ilgili söylediklerinizin bir tevazu belirtisi olabileceği ihtimalini düşünmeli miyim?
Eşref Ziya : Hayır hayır. Asla tevazu değil, Ciddi birer tespittir bunlar.
S.K : İki tema var müziğinizde önemli yeri olan. Müziğiniz bir dönemin önemli tanıklarından biriydi kanaatimce. Bir kıyas olması bakımından sormak istiyorum size. Örneğin Ayasofya ve başörtüsü olayı. *Aylar yıllar geçti, hala ağlarsın/ Artık yaşlarını sil Ayasofya" diye bir ezginiz vardı. Şimdi Ayasofya'nın yanından geçerken aynı hisleri taşıyor musunuz?
Eşref Ziya : Evet, aynı hislerle doluyum. Ama şimdi yine anlatacak olsaydım, öyle anlatmazdım. Daha farklı anlatırdım.,
S.K : Ya başörtüsü? Sizin müziğinizde nasıl bir süreç yaşadı? Şimdi müziğinizdeki yeri nedir? İçinizden Beyazıt Meydanı'nındaki duygular geçiyor mu?
Eşref Ziya : Aynen. Histerim yine değişmedi ama farklı işlerim bunu da. Ben başörtüsü sorununu evimde de yaşayan bir insanım. Örtünme çağına gelmiş kızım var. Nasıl bir formül bulmam lazım, şimdiden düşünüyorum. Allah'ın emri bu, Bir şekilde . uygulanması gerekiyor.
Eşref Ziya : "BİR EZGİ SÖYLEYİP DÜNYA'YI DEĞİŞTİRECEĞİM ZANNETTİM"
S.K : O'nu en son, yıllar önce (muhtemelen 95-96 yıllarındaydı) konser için geldiği Erzurum, Cemal Gürsel Kapalı Spor Salonu'nda görmüştüm. Sunucu "İşte karşınızda Eşref Ziya Terzi!" dediğinde, salona dolan binlerce kişi hep bir ağızdan tekbirler getiriyordu. Yıllar sonra, Çamlıca'daki Marmara Center'daki odasında buluşup, o günleri konuştuk. Eşref Ziya, o günden bugüne çok değiştiğini düşünüyor."Hislerim hala aynı, ama yansıtmam farklı" diyor. Her kesin kendisine pay çıkarabileceği keyifli bir sohbet yaptık. Üzerinde çalıştığı büyük bir projesini ise isteği üzerine saklı tutuyorum...
Siz ve sizinle aynı kulvarda, aynı müzik anlayışında birleşen meslektaşlarınız, müziğinizle bir süreç mi oluşturdunuz, yoksa belirli bir başlangıcı olan bir sürecin ürünü olarak mı ortaya çıktınız?
Eşref Ziya : Bir süreci başlattık veya başlamasını sağladık demek çok iddialı bir şey olur. Bir dönemin, bant tiyatrolarıyla başlayan sürecinin bir aşamasıydı bu. Camia bağlamında söyleyecek olursak, bir tür 'dışa vurum biçimiydi'. Bu tarz müziğin içindeki ezgiler de bunun birer parçası gibiydi. Gruplar olarak ortaya çıkan anlayış da bunun bir ürünüydü, Belli bir amaç ve gaye doğrultusunda bir bant tiyatrosu yapılıyor. Siz de bunların içinde ezgiler hazırlıyorsunuz. Bu şekilde bir bütünün parçası olmuş oluyorsunuz. Bu şeklinde grup olarak başlayan çalışmalar daha sonra 'solo' çalışmalarla devam ediyor. Tabi solo kısmı, ayrıca değerlendirilmesi gereken bir nokta. Dolayısıyla biz bir süreç başlatmadık bence, sadece başlamış bir sürece katkıda bulunduk. Bant tiyatrolarıyla başladı bu iş ve bizimle devam etti.
S.K : Bana kalırsa sizin tarzınızı bu aşamada iki başlık altında incelememiz gerekiyor. İlki, sizin de içinde yer aldığınız daha çok, bir dünya görüşünün anlatıldığı, savunulduğu İdeolojik ve siyasi söylemi olan' ürünler. İkincisi ise daha çok tasavvuf kültürüyle ilişkili olan ilahi ve gazeller
Eşref Ziya : Bizim tarzımızın ideolojik bir boyutu var, bunu kabul etmemiz gerekiyor. Yaptığımız müziğin temelinde ideolojik söylemler vardı. Aslına bakarsanız ilk dönemlerde yapılan şeyler, bir makaleyi müzik eşliğinde okumak gibi bir şeydi. Burada sanat ikinci, üçüncü plandaydı, Hatta bazen hiç önemli değildi. Önemli olan 'söyleyeceğiniz sözü söylemekti'. Ancak bu gün gelinen nokta daha farklı tabiî ki. Şimdi ne var; Biz bu sözü söylemeliyiz, evet. Ancak estetik bir biçimde söylemeliyiz! Biz bu işin sanat olduğunu keşfettik diyebilirim, Hatta sanatsal yönü yoksa anlattığınız şeyin de bir anlamı yoktur.
S.K : 'Grup Selika' adında bir grup hatırlıyorum. İlk grup muydu bu, yoksa ilklerden birisi miydi?
Eşref Ziya : İlk grup sayılabilir belki. Ben yoktum o grupta.
S.K : Tamer Duman, Ömer Karaoğlu gibi isimler vardı sanırım...
Eşref Ziya : Biz o gruptan hemen sonraki grup sayılabiliriz. 'Kalksam ve Dirilsem'i yaptığımız grup. Onların birlikteliği çok uzun sürmedi zaten,
S.K : Yanlış hatırlamıyorsam sadece vurmalı çalgılara yer veriliyordu eserlerinde. ,.
Eşref Ziya : Evet, doğru hatırlıyorsunuz. Biz yoğun enstrümanları kullanan ilk gruptuk diyebilirim. 'Vurmalı Çalgıları' aşıp, enstrümanlara geçişi yapan ilk grup olduk. O zamanlar çok müzikli çalışmalar yapılmıyordu. 'Cemre' isimli kasette yapılmıştı sanırım ilk olarak,
S.K : Peki, sizin müziğe başlamanızın nedeni neydi? İçinizden gelen bir müzik sevgisi mi, insanlara bir şeyler anlatma kaygısı mı?
Eşref Ziya : Ben eğer müzikle yapmasaydım yaptığıma inandığım şeyleri, çok farklı şeylerle yapmaya çalışırdım. İnandığı değerleri binleri ile paylaşmaya çalışan bir insan olarak, köşe yazan olabilirdim belki. Müzik kabiliyetine gelince o, Allah'ın verdiği bir özelliktir. Ben kalkıp on altı, on yedi yaşımda meydanlarda insanlara konser vereyim diye düşünmedim.
S.K : Öyleyse müziğinizle bir çeşit tebliğ yapmaya çalıştığınızı söyleyebilir miyiz?
Eşref Ziya : Evet, tebliğ kaygısı vardı doğrusu. İnandığınız değerleri birilerine aktarma, bazen yüksek perdeden de söyleme olayıydı bu. Bazen boyundan büyük laflar etmeyle de oluyor. Sonuçta on dokuz, yirmi yaşlarında bir gençsiniz o zamanlar. Bir ezgi söyleyip dünyayı değiştireceğinizi zannediyorsunuz. Ama otuzlu yaşlara geldiğiniz zaman, bunun mümkün olmayacağını, otuzlu yaşları biraz aşınca da 'aslında sizin böyle bir vazifeniz olmadığını' anlıyorsunuz.
S.K : Tebliğinizin insanlara ulaşıp ulaşmadığını nasıl ölçüyordunuz?
Eşref Ziya : İmza günlerinde kulağıma eğilip 'Ben sizin Kalksam ve Dirilsem kasetinizi dinledikten sonra namaza başladım' diyen çok genç oldu. Belki bu kasetin amacı bu değildi ama böyle bir netice de doğurmuştur, Bu gün yapılanların böyle bir fonksiyonu var mı? Bence eskilerdekilerin neticelerini doğurmaz ama yine de bu dairenin içindeki ürünlerdendirler. Bence bu şekilde oluşması daha sağlıklı. Beni anlayan bir kitle olsun istiyorum. Bir de şu da oldu; Kendime döndüm, 28 Şubat süreciyle birlikte çok yanlış bir kanaat oluştu; "28 Şubat sürecioldu, Eşref Ziya light'leşti, çiçekli, böcekli şeyler söylemeye başladı" dediler mesela. Şimdi 28 Şubat süreci ne zaman oldu?
S.K : 97 Şubatı'nda
Eşref Ziya : Ben 'Beyazıt Meydanında' eserimi ne zaman yaptım? 99'da. O ezgi gibi, çok ciddi bir itiraz, muhalefet taşıyan bir eser, daha nasıl söylenebilir ki? "Hayat bitse ne çıkar/ Zulüm gelse ne çıkar/ Kavgamızın şehrinde / Ölüm yağsa ne çıkar.,, Ben bu eseri 28 Şubat sürecinden bir ay önce söylemedim! Bu süreçten iki yıl sonra söyledim, Ben böyle düşünüyorum. Zaten 28 Şubat süreci ile başlayan bir şey değildi. Bizim eserlerimizin biraz daha, sokağın dışına taşması, 1989'da Özal'la başlayan, birlikte yaşamak formüllerinin konuşulduğu zamana denk geldi. Komşularımızın farkına varma, dünyanın, sadece etrafınızda olan insanlardan ibaret olmadığının farkına varma, bu süreçte yaşanılan şeylerdi, Önceden komşularımızın farkına varmadığımızı düşündük. Hep aynı şeyleri düşünen, aynı şeyleri paylaşan insanlar, akşam yatarken devlet kurup, sabahleyin uyanan,,. Hayatın böyle olmadığını görüyorsunuz daha sonra. Hayatın size kitaplarda anlatıldığı gibi olamadığını da görüyorsunuz. Hayatın kendi paradoksları var. Bir de içsel bir yönü var olayın. Hayal kırıklıkları yaşıyorsunuz mesela, Benim hayatımın en büyük kırılma noktalarından birisi, siyasal arenada yaşanan gelişmelerle oluştu. Partiyle ülkenin değişebileceği fikrinin zihninizde yok olması büyük bir hayal kırıklığıdır. Siyasal partinin, bir siyasal parti olarak kalacağını öğrendim,
S.K : Dönemin en faal hareketlerinden olan Refah Partisi'nin çalışmalarında sizin ezgileriniz, marşlarınız fon müziği olarak çalındı. O dönemde partiyle aranızda nasıl bir ilişki vardı?
Eşref Ziya : Partiye olan büyük bir İnancım vardı. Refah Partisi'nden sonra da, o çapta bir sivil çalışmanın oluşturulduğunu da düşünmüyorum. Refah Parîisi'nin teşkilatlarını aşabilen bir yapı meydana gelmedi hala.
S.K : 28 Şubat süreci, müziğinize nasıl yansıdı? Neler değişti meslek hayatınızda?
Eşref Ziya : O süreç bizi bireyselleştirdi. Sadece bizi değil, bütün bir toplumu bu yönde etkiledi. Bir içe dönüklük başladı, Bu bir korkaklık değil.
S.K : Müziğinizi aynı kategoride değerlendirilen, benzer örneklerden ayıran farklar nedir?
Eşref Ziya : Yukarıda bahsi geçen örnekler ise (gazel ve zikirli deyişler), konuşmaya değecek bir kıyas olmadığından, hiç üzerinde durmayalım derim.
S.K : O halde, söz konusu popüler örneklerinden soyutlayarak, klasik tasavvuf müziği ile sınırlayayım sorumu.
Eşref Ziya : Klasik Türk Müziği, Türk Tasavvuf Müziği, bunlar tartışılmaz birer sanat ürünüdür. Çok fark var elbette. Bizim yaptığımız tamamen özgün bir tarz. Alî yapı açısından Halk Müzigi'nden bile motifler taşır. Batı Müzigi'nden tınılar içerir, Üst yapı açısından Türk sazları vardır. Böyle bir müzik tarzı var artık. Ahmet Kaya, Fatih Kısaparmak gibi sanatçılar belli başlı örnekleridir bunun,
S.K : 'Eşref Ziya' Özgün Müzik mi yapıyor?
Eşref Ziya : Evet, kesinlikle Özgün Müzik yapıyorum. Aslında eskisi gibi tasnif edilmiyor müzikler. Bu gün Pop Müzik dinlediğiniz zaman 'kanun' sesi duyabilirsiniz, 'ud' sesi duyabilirsiniz, bizim yerli sazlarımızı duyabilirsiniz. Nerde kaldı müzik tarzları? Nasıl ki dünya küçüldü ve sınırlar ortadan kalkmaya başladı, aynı şey müzikte de oluyor.
S.K : Peki, sizin müziğinize nasıl yansıdı bu durum? Mesela kimileri, arabesk ve halk müziği örneklerini alarak, bunların müziklerini ilahi ve ezgilerine uyarladılar.
Eşref Ziya : Bence çok normal bir şey, Ama tek problem şu; bunu estetik bir şekilde yapabilmek! Sanatın olmazsa olmazıdır estetik. Bir de bunun kıstasları var tabi. Kim koyuyor bu kıstasları? Açıkçası bunun ölçüsü de yok. Fakat, kendisi içerisinde bir bütünlüğü de var. Bunun istatistiksel, matematiksel bir karşılığı, değeri var mı, hayır, yok. 'Estetik olmuş' diyor, Neye göre? 'Bilmiyorum, ama estetik olmuş' diyor.
"Değiştim ama Dönüşmedim"
S.K : Eşref Ziya Terzi kendisini birilerinin dediği gibi Ilımlı' görüyor mu?
Eşref Ziya : Ilımlılık kavramından ne anladığımıza bağlı bu, Yeri geldiğinde uzlaşan, yeri geldiğinde katı tavır alabilen birisiyim ben, Düzenle uzlaşan', İşine bakan' bir adam değilim. Yine böyle kavgacı, hırslı biri de değilim. Kendimi 'orta yollu bir adam' olarak tanımlıyorum. Geçmişte daha uç bir adamdım, doğru. Ama bu gün geldiğim noktada daha olgun, orta yollu bir yapıdayım, İşlerin hayırlısının da orta yollu olanlar olduğunu düşünüyorum.
S.K : Bu değişiminizi sadece zaman kavramıyla mı açıklayacağız? *Bir Güneş Doğuyor' ezgisini heyecanla yorumlayan genç Eşref Ziya ile bu gün vardığınız noktadaki Eşref Ziya arsındaki değişimin nedeni olarak neyi/neleri görmemiz gerekiyor?
Eşref Ziya : Ben o gün, o ezgiyi söyleyerek dünyayı değiştireceğimi sanıyordum. Ama bu gün, dünyayı değiştiremeyeceğimi gördüm. Elbette olguniaşarak anlıyorsunuz bunu. Bu bir değişmeyse, evet değişiyorsunuz. Fakat dönüşüm ile asla karıştırılmamalı, Gelişiyorsunuz sonuçta. Sakin (eşiyorsunuz. Daha sakin düşünmeyi öğreniyorsunuz, Sorgulamayı öğreniyor sunuz bir kere. On sekiz, on dokuz yaşlarınızda körü körüne inanabiliyorsunuz. Bu 'Parayı gördü, bozuldu' meselesi değil. Benimle ilgili yapılan bazı eleştiriler de bu konuda yapılıyor. Ben şu an, o dönemdekinden daha varlıklı değilim. O zamanlar maddi açıdan daha iyi bir durumdaydım. 22 yaşında kiminle evliysem, şimdi hala aynı kişiyle evliyim. Hayatımda köklü değişiklikler falan yapmadım ben. 22 yaşındayken hangi evde oturduysam, hala aynı evdeyim.
S.K : Yaptığınız müzikte popülerlik kaygısı taşıyor musunuz? Ya sizi dinlemezlerse?
Eşref Ziya : Hayır. Böyle bir kaygım olsaydı ddha farklı müzikler yapardım. Popüler de olurdum. Bu fırsatlar elime geçti yeri geldiğinde. Bence beni eleştiren adamlar, benim kadar dindar olmak zorunda.
S.K : Muhafazakâr kesim ne dinliyor şu an? Örneğin sizi dinliyor mu?
Eşref Ziya : Hâlâ dinlediklerini düşünüyorum. Beni ve arkadaşlarımı hâlâ dinliyorlar ve çocuklarına da dinletiyorlar. Kaset satışlarımda, Anadolu'da yaptığım konserlerde bu ilgiyi görüyorum. Hala ölmedik. (Gülüyor) Bizi dinleyen iyi bir kitle var. Yeni dinleyiciler de var, Ama on beş yıl önce yaptığımız şeylerle tutamazsınız onları, Karşılığı yok çünkü. Bu gün 'Hindikuş'tur dağları/ Mücahid'dir adlan' desem ne anlayacaklar? Karşılığı yok çünkü bu söylediklerimin, Bir süreçti o, yaşandı ve bitti.
S.K : Sizi de tanıyamayacakJar belki. O şartlan ve sizin şartlar içerisinde durduğunuz yer, savunduğunuz misyon,..
Eşref Ziya : Şimdi de öyle. Bakın biz dört il konseri yaptık. Yakaladığımız rakam ortalama sekiz bin.
S.K : En çok satan kasetinizin satış rakamını öğrenebilir miyim?
Eşref Ziya : En çok satan kasetim Kalksam ve Dirüsem oldu. Satış rakamı ise bir milyon.
S.K : İyi bir rakam.
Eşref Ziya : Evet, çok iyi satmıştı.
S.K : Peki, şu an kaç satıyor albümleriniz?
Eşref Ziya : Cd'si ile birlikte kırkelli bin civarında.
S.K : Bu çok büyük fark ama... Tuhaf değil mi sizce de?
Evet ama bir milyon çok iyi bir rakamdı. Onunla kıyaslıyoruz şimdi. Yanlış bir kıyas olur bu. Türkiye'de bir milyon satan kaset yok şu anda,
S.K : Ortalamasını sorayım o zaman?
Eşref Ziya : İlk çalışmalardan itibaren alacak olursak, iki yüz iki yüz elli bin civarları ndaydı ortalaması.
S.K : Bu aralar nasıl satışlar?
Eşref Ziya : Şu kadarını söyleyeyim; bu gün Unkapanı'nda bir albüm elli bin sattığında, 'patlama' olarak değerlendiriliyor. Şimdi piyasada internet var, mp3 var, korsan var. Bana göre albüm satmayla bir değerlendirme yapılmamalı. Bu gün hangi tür müzik isterseniz o müziğe has yayın yapan radyolar var.
S.K : Şimdi bu, 'bir düşüş olmadı' anlamına mı geliyor?
Eşref Ziya : Elbette ki hayır. Bir şey her dönem aynı değeri görmez. Mutlaka bir düşüş vardır. Bir de ben hayatımda hep risk alan bir adam oldum. Bir şeyin doğru olduğuna inandığımda, onu yaparken tepki toplayacağımı bilsem de yaparım ve sonucuna da katlanırım. 'Merkez'e yapayım, suyu da bulandırmayayım, bak herkes de böyle seviyor, bak bu tür şeyler satıyormuş, ben de böyle yapayım' deseydim, din satardım o zaman, Ama ben dinci değilim, ben dindarım! Yaşadığım kadar Müslümanlık anlatıyorum müziğimde, Olmadığım kadarını anlatmıyorum.
S.K : Daha önce de bu konularda böyle mi düşünüyordunuz?
Eşref Ziya : Eskiden nasıl bir Müslümansam öyle yapıyordum, şimdi de nasıl bir Müslümansam öyle bir müzik yapıyorum. Olduğumun dışında bir müzik yapmıyorum.,
S.K : Kendinizi tanımlama açısından eskisinden bir farkınız yok mu yani?
Eşref Ziya : Eskiden bir ezgi söylediğimde dünyayı değiştirebileceğimi sanıyordum. Bu gün hala aynı şo kıyı söylersem iki yüzlülük yapmış olurun. Çünkü ben onu söylediğim zaman dünyanın değişmeyeceğini biliyorum artık. Bile bile söylemem insanlara hoş gelebilir. 'Bak hala aynı noktada, hiç değişmedi, aslan, yiğit' derler, Fakat ben bunu kendime izah edemem.
S.K : Ama bu hislerin çıkış noktasındaki hassasiyetlerim aynen duruyor diyorsunuz?
Eşref Ziya : Evet, kesinlikle. Ben 'Pergel Medeniyetine' inanıyorum. Pergel medeniyeti şudur; pergelin bir ucunu sabitlersiniz. Diğeri ile de dolaşırsınız. Sabitlediğiniz ayağa dikkat etmek zorundasınız. Ben onu yapmaya çalışıyorum. O ayağımı çok önemsiyorum.
"Bizim yaptığımız müzik de Fast Food'dur
S.K : Muhafazakâr radyolar ne çalıyor? Size İlgililer mi?
Eşref Ziya : Evet, çok çalıyorlar. Bilhassa Anadolu'da. Zaten üç beş tane radyo var o türden. Onlar da çalıyorlar.
S.K : Çalmadıkları eserleriniz var tabi?
Eşref Ziya : Evet, var. Bu da doğal bir şey zaten. Marmara Fm'de (Marmara Fm'de yöneticilik yapıyor) çalmıyor bazı eserlerimi.Karşılığı yok çünkü. Bu gün 'Bir Güneş Doğuyor Cezayir'de' çaldığında dinleyici nereye koyacak bunu? Cezayir neden konu ediliyor, Cezayir'de ne oluyor diye düşünecekler. Bu gün yok böyle bir gündem. O günlerde sosyal bir olaydı bu, Cezayir'de seçim olmuş, %83'iük bir oyla iktidar olunma hak kazanılmış ancak bazı güçlerce bu haklan ellerinden alınmış. Siz oturup buna tepki olarak bir şey yazıyorsunuz. Ama bu gün Irak olayıyla ilgili bir şeyler yapabilirsiniz. Yeni kasetimde bununla ilgili bir çalışma var. Felluce olaylarını anlatan 'Savaşın Çocukları' isminde bir çalışmam var.yor. Batı'ya bakıp bir şeyler çıkaracak kapasitede de değil. Ne yapabilir ki böyle biri?
S.K : Müslümanlar iyi müzik yapar mı?
Eşref Ziya : Müslümanların sanatsal bakışları zayıf denilebilir. Yetişme tarzlarından kaynaklanan bir şey bu. Çünkü bu yönlerini güçlendirecek hiçbir şey yapmamışlar. Sanat önemsiz bir şey olarak algılanmış. Malayani yani boş, gereksiz bir şey olarak görülmüş. Dünya işi. Ama dünyaya bir İslam Medeniyeti perspektifinden bakan Osmanlı öyle anlamamış. Örneğin camiler. ., 'Canım, etrafını çevirelim, içinde namaz kılınsın, yeterli diye düşünülmemiş, Çok güzel eserler, camiler yapmış, yaptırmış. Müslümanlar bu noktada, geleneklerini, kökenlerini attıkları için ve bununla birlikte modern dünya ile de bir köprü kuramadıkları için evet, bir şey yapamaz konumdalar. Geleneğine dönüp bakmıyor. Batı'ya bakıp bir şeyler çıkaracak kapasitede de değil. Ne yapabilir ki böyle biri?
S.K : Bu açıdan kendi müziğinizi beğeniyor musunuz?
Eşref Ziya : Benim yaptığım müzik de 'havada' bir müziktir. O da böyle kökleri sağlam, büyük bir medeniyet tasavvuruna dayalı bir müzik değil. Değişen müzik piyasası anlayışı içinde yerini alan bir tarzdır, Bizim yaptığımız müzik de Fast Food'dur. Otuz yıl sonra, elli yıl sonra da dinlenecek bir müzik değildir, Bir Klasik Müzik gibi. Tasavvuf Müziği gibi kalıcı bir müzik değil, Kendi süreci içinde bir anlamı ve yeri var bu tarzın.
S.K : Bunlar enteresan tespitler. Biraz şaşırdım doğrusu...
Eşref Ziya : Öyle ama. Dönemsel müzikler bunlar. Kalıcı değil. Söz gelimi Erkan Oğur elli yıl sonra da dinlenir, Sağlam bir müzik anlayışı ile yoğrulmuştur çünkü. Çok fazla yeterli olduğumu da düşünmüyorum. Öyle çok büyük bir müzik adamı da değilim. Çok büyük bir müzik kültürü olan, derin bir müzik geleneğinden gelen biri de değilim. Dindarlar içerisinde derin bir müzik geleneğinden geien, elli yıl sonra ya da hitap edebilecek bir adam var mı?
S.K : Dindardan kastınız sizinkine benzer ideolojik motifler taşıyan tarz içinse hayır öyle biri yok.
Eşref Ziya : Evet, yok.
S.K : Yine de kendiniz ve müziğinizle ilgili söylediklerinizin bir tevazu belirtisi olabileceği ihtimalini düşünmeli miyim?
Eşref Ziya : Hayır hayır. Asla tevazu değil, Ciddi birer tespittir bunlar.
S.K : İki tema var müziğinizde önemli yeri olan. Müziğiniz bir dönemin önemli tanıklarından biriydi kanaatimce. Bir kıyas olması bakımından sormak istiyorum size. Örneğin Ayasofya ve başörtüsü olayı. *Aylar yıllar geçti, hala ağlarsın/ Artık yaşlarını sil Ayasofya" diye bir ezginiz vardı. Şimdi Ayasofya'nın yanından geçerken aynı hisleri taşıyor musunuz?
Eşref Ziya : Evet, aynı hislerle doluyum. Ama şimdi yine anlatacak olsaydım, öyle anlatmazdım. Daha farklı anlatırdım.,
S.K : Ya başörtüsü? Sizin müziğinizde nasıl bir süreç yaşadı? Şimdi müziğinizdeki yeri nedir? İçinizden Beyazıt Meydanı'nındaki duygular geçiyor mu?
Eşref Ziya : Aynen. Histerim yine değişmedi ama farklı işlerim bunu da. Ben başörtüsü sorununu evimde de yaşayan bir insanım. Örtünme çağına gelmiş kızım var. Nasıl bir formül bulmam lazım, şimdiden düşünüyorum. Allah'ın emri bu, Bir şekilde . uygulanması gerekiyor.
