11-01-2008, 23:52
Sizi görüp size şevkatle bakmayan gözlerin vay haline...
Sizi işitip size inanmayan kulların vay haline...
Yolunuzun üzerine taşlar koyanların,dikenler serenlerin vay haline...
Vay haline Taif'te mübarek sakalınızdan süzülen yaşların ve kanların akmasına sebeb o taşları Atan elllerin sahibine...Vay haline...
Ey bahtsız çocuklar...Hiç gül incilitilirmi?Bir peygamber taşlanırmı hiç?
Taif utandı, ağladı Taif.Atılan taş utandı, taşta ağladı.
O taşlarki, hep mübarek ayaklarının altını öpmeye müptelaydı,
Nur yüzünüze böyle temas etmek istermidi hiç.
İstemezdi canınızı yakmayı.
İki dağ arasında küçük bir kentti Taif.
Sizden bi haber yaşayanları vardı.Henüz içmemişlerdi ellerinizden iman şerbetini tadını bilmiyorlardı daha.
Siz nezaman Taif'e gitme kararı aldığınızda,bahtına ne zaman siz düştüyünüzde efendim Taif'in güllerle sevinçle karşılamaları lazımdı sizi.
Zira ebedi mutluluğu getiriyordunuz,sonsuz bir kulturuşu vadediyordunuz onlara.
Öyle bir anahtar veriyordunuzki,açtığı kapı sonsuz bir alemin sonsuz saadetleriyle buluşturucaktı onları.
Ne gül uzattılar size, ne hakkıyla davarandılar.
Taşladılar sizi efendim utanmadan,sıkılmadan,kormadan taşladılar,
Gül yüzünüzden ümettin affı için gözyaşı döküyorken, birde mübarek kanınız eklendi buna...
Yaralanan ve kanıyan yerlerinizden düşen damlalar eğer etseydi yere temas,alemin sonu olurdu.Biliyodu melekler bunu.
Dört bir tarafınızda pervane olup her biri bin aleme bedel mübarek damlaları yakalamaya çalışıyorlardı yere düşmeden.
Çok yorgundunuz efendim bir ağacın yanına oturdunuz,yüzünüzde kanınızla karışan gözyaşlarınız.
Sizi Taif'ten taşlayarak çıkartan çocuklar evlerine bir utançla döndüler,anneleri hiç bir suyla çıkaramıyordu ellerindeki bu kiri.
Mübarek bedeninize temas edip sizi inciten taşlar utançlarından bölündü bölündü un ufak toz oldu.
Mübarek ağzınızdan gönlünüzün büyüklüğüne yakışan ve sadece ümmetini çok seven bir peygamberin başardığı sözler döküldü.
Allahım...bilmiyorlar...onları affet...bilmiyorlar.
söz:TAHA
Sizi işitip size inanmayan kulların vay haline...
Yolunuzun üzerine taşlar koyanların,dikenler serenlerin vay haline...
Vay haline Taif'te mübarek sakalınızdan süzülen yaşların ve kanların akmasına sebeb o taşları Atan elllerin sahibine...Vay haline...
Ey bahtsız çocuklar...Hiç gül incilitilirmi?Bir peygamber taşlanırmı hiç?
Taif utandı, ağladı Taif.Atılan taş utandı, taşta ağladı.
O taşlarki, hep mübarek ayaklarının altını öpmeye müptelaydı,
Nur yüzünüze böyle temas etmek istermidi hiç.
İstemezdi canınızı yakmayı.
İki dağ arasında küçük bir kentti Taif.
Sizden bi haber yaşayanları vardı.Henüz içmemişlerdi ellerinizden iman şerbetini tadını bilmiyorlardı daha.
Siz nezaman Taif'e gitme kararı aldığınızda,bahtına ne zaman siz düştüyünüzde efendim Taif'in güllerle sevinçle karşılamaları lazımdı sizi.
Zira ebedi mutluluğu getiriyordunuz,sonsuz bir kulturuşu vadediyordunuz onlara.
Öyle bir anahtar veriyordunuzki,açtığı kapı sonsuz bir alemin sonsuz saadetleriyle buluşturucaktı onları.
Ne gül uzattılar size, ne hakkıyla davarandılar.
Taşladılar sizi efendim utanmadan,sıkılmadan,kormadan taşladılar,
Gül yüzünüzden ümettin affı için gözyaşı döküyorken, birde mübarek kanınız eklendi buna...
Yaralanan ve kanıyan yerlerinizden düşen damlalar eğer etseydi yere temas,alemin sonu olurdu.Biliyodu melekler bunu.
Dört bir tarafınızda pervane olup her biri bin aleme bedel mübarek damlaları yakalamaya çalışıyorlardı yere düşmeden.
Çok yorgundunuz efendim bir ağacın yanına oturdunuz,yüzünüzde kanınızla karışan gözyaşlarınız.
Sizi Taif'ten taşlayarak çıkartan çocuklar evlerine bir utançla döndüler,anneleri hiç bir suyla çıkaramıyordu ellerindeki bu kiri.
Mübarek bedeninize temas edip sizi inciten taşlar utançlarından bölündü bölündü un ufak toz oldu.
Mübarek ağzınızdan gönlünüzün büyüklüğüne yakışan ve sadece ümmetini çok seven bir peygamberin başardığı sözler döküldü.
Allahım...bilmiyorlar...onları affet...bilmiyorlar.
söz:TAHA