<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Eşref Ziya Fan Sitesi  - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.esrefziyafan.com/</link>
		<description><![CDATA[Eşref Ziya Fan Sitesi  - http://www.esrefziyafan.com]]></description>
		<pubDate>Thu, 11 Mar 2010 03:05:25 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[topraktan geldik,topraga dönmeden buyrun biraz da ugraşalım toprakla.......]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/topraktan-geldik-topraga-donmeden-buyrun-biraz-da-ugrasalim-toprakla</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 23:23:20 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/topraktan-geldik-topraga-donmeden-buyrun-biraz-da-ugrasalim-toprakla</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://klasikforum.net/showthread.php?t=34316&amp;goto=nextoldest" target="_blank">http://klasikforum.net/showthread.php?t=...nextoldest</a> <br />
BENİM HAYATIM BOYUNCA SEVEREK YAPTIGIM BİR SANAT.....SERAMİK.buda seramigin birdalı tornada,çarkta çömlek yapımı,testller......vazolar,çanaklar......................binbir çeşit sanatvar,aşkvar,emek,sevgi var içinde hele sabır..........defalarca bozulan formu yeniden yine yeniden şekillendirmek ne zevklidir bilseniz canlar.............enbüyük hayalimdi benim.ya ögretmeni olmak atölyenin,yada sahibi.........ikiside olmadı,kaldıki elime çamuru almayalı yıllar oldu.özledim bunuda sizinle paylaşmak istedim........sadece]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://klasikforum.net/showthread.php?t=34316&amp;goto=nextoldest" target="_blank">http://klasikforum.net/showthread.php?t=...nextoldest</a> <br />
BENİM HAYATIM BOYUNCA SEVEREK YAPTIGIM BİR SANAT.....SERAMİK.buda seramigin birdalı tornada,çarkta çömlek yapımı,testller......vazolar,çanaklar......................binbir çeşit sanatvar,aşkvar,emek,sevgi var içinde hele sabır..........defalarca bozulan formu yeniden yine yeniden şekillendirmek ne zevklidir bilseniz canlar.............enbüyük hayalimdi benim.ya ögretmeni olmak atölyenin,yada sahibi.........ikiside olmadı,kaldıki elime çamuru almayalı yıllar oldu.özledim bunuda sizinle paylaşmak istedim........sadece]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[hat sanatı]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/hat-sanati--4902</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 23:05:13 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/hat-sanati--4902</guid>
			<description><![CDATA[TEKNİĞİ:<br />
Hat sanatında harflerin yazının türüne göre biçimlendirilmesinde temel alınan birime nokta denir. Nokta yazının yazılacağı kalemle konur ve eniyle boyu aynı olur. Başka bir deyişle nokta, kenar boyu, yazılacak yazının harf kalınlığına eşit bir karedir. Her yazı türünde tek tek her harfin baş, gövde, kuyruk vb gibi bölümlerinin uzunluğu, burun, kaş gibi kıvrımlı yerlerinin açıklığı, üst üste ve yan yana konan belli sayıda nokta ile saptanmıştır. Böylece her harfin genişliği, yüksekliği ve boyu, kalınlığı ile oranlanmış olur. Bu nedenle bir yazının daha iri ya da daha ufak boyda harflerle yazılması yalnızca harf kalınlığını değiştirir, harflerin biçimini etkilemez.<br />
ARAÇ ve GEREÇLERİ:<br />
<br />
KALEM:Hatta kullanılan en önemli araç kalemdir. Bunlar başlıca; kamış kalem, kargı kalem, tahta kalem ve demir kalemdir.<br />
<br />
KAMIŞ KALEM: Kamış kalemler genellikle koyu kestane rengindedirler. Sarı, alaca ve benekli olanları da vardır. Irak, İran, Cava ve Hind nev'ileri meşhurdur. En serti Cava ve en makbulü İran ve Irak kalemleridir.<br />
KARGI KALEM: Celi yazılar için kargı kalemler kullanılır. Kargı kalemler, kamış kalemlere göre daha kalındırlar. Fakat bunların kalınlıkları arttıkça, parmak arasında idareleri zorlaştığından, ince saplı tahta kalem kullanılması tercih edilir.<br />
TAHTA KALEM: Ihlamur veya gürgen ağaçından istenilen kalınlıkta yontularak yapılır. Sap tarafı, parmaklar arasında rahatça tutmağa ve hareket ettirmeğe elverişli olmalıdır. Tahta kalemin birkaç çeşiti vardır. Bir kısmının yalnız ortasında çatlağı bulunur. Bir kısmında ise, çatlağın iki tarafından kalınlığa göre iki veya daha fazla yuvarlak delikler bulunur. Kalem ağzı çok enli ise, bu deliklerden çatlağa giden ince yollar açılır. Mürekkep, deliklerde toplanıp yollardan çatlağa, buradan da ağıza akar.<br />
DEMİR KALEM: Nesih gibi ince yazılarda, kalemin ucu çabuk bozulmamak ve muhtevası zengin bir eserin başından sonuna kadar kalemin kalınlık ve keskinlik ayarını muhafaza etmek için, çelik kalem uçları, ağızları bileği taşından istenilen kalınlıkta bilenerek kesimi ayarlandıktan sonra, kamış kalemin ucuna takılarak kullanılır.<br />
<br />
MAKTA:Kamışın ucu önce elde yontulduktan sonra makta üstüne konup kalemtraş denen bıçakla kesilir. Makta, eni ekseriye 2-3 cm, boyu 15-20 cm, kalınlığı 1-2 mm kadardır. Kalem kesilecek tarafında, kalem yatağı veya kalem yuvası yahut hane-i kalem (= kalem evi) bulunan bir altlıktır; fildişi, boynuz, ya da kemikten yapılır.<br />
<br />
MÜREKKEP: Yazı genellikle, is, zamk, su ve daha başka katkı maddelerinin katılmasıyla hazırlanan siyah mürekkeple yazılır;<br />
<br />
HOKKA: Mürekkep hokka içinde saklanır. Camdan başka pişmiş topraktan, metalden, çeşitli ağaçlardan hokka yapılabilir. Kalem sokulduğunda uç dibine vurup bozulmasın diye hokkanın içine lıka denen bir tutam ham ipek konur. Mürekkebin akıcı olması, rengini solmadan uzun süre koruması gerekir.<br />
<br />
KAĞIT:Yazı da kağıtta önemli rol oynar. Hattatlar, kağıtlara yazacakları yazının değerine göre kıymet verirler Kağıdın mürükkebi yaymaması, silinmeye elverişli olması, üstünde kalem takılmadan yazılabilmesi gerekir. Bunların sağlanması için kağıtlar aharlanır. Kağıtların Abadi, Semerkandi. Hatayi, İstanbuli, Buhara, Venedik vb. çeşitleri vardır. Yazıda kullanılan kağıtların rengide çok önemlidir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[TEKNİĞİ:<br />
Hat sanatında harflerin yazının türüne göre biçimlendirilmesinde temel alınan birime nokta denir. Nokta yazının yazılacağı kalemle konur ve eniyle boyu aynı olur. Başka bir deyişle nokta, kenar boyu, yazılacak yazının harf kalınlığına eşit bir karedir. Her yazı türünde tek tek her harfin baş, gövde, kuyruk vb gibi bölümlerinin uzunluğu, burun, kaş gibi kıvrımlı yerlerinin açıklığı, üst üste ve yan yana konan belli sayıda nokta ile saptanmıştır. Böylece her harfin genişliği, yüksekliği ve boyu, kalınlığı ile oranlanmış olur. Bu nedenle bir yazının daha iri ya da daha ufak boyda harflerle yazılması yalnızca harf kalınlığını değiştirir, harflerin biçimini etkilemez.<br />
ARAÇ ve GEREÇLERİ:<br />
<br />
KALEM:Hatta kullanılan en önemli araç kalemdir. Bunlar başlıca; kamış kalem, kargı kalem, tahta kalem ve demir kalemdir.<br />
<br />
KAMIŞ KALEM: Kamış kalemler genellikle koyu kestane rengindedirler. Sarı, alaca ve benekli olanları da vardır. Irak, İran, Cava ve Hind nev'ileri meşhurdur. En serti Cava ve en makbulü İran ve Irak kalemleridir.<br />
KARGI KALEM: Celi yazılar için kargı kalemler kullanılır. Kargı kalemler, kamış kalemlere göre daha kalındırlar. Fakat bunların kalınlıkları arttıkça, parmak arasında idareleri zorlaştığından, ince saplı tahta kalem kullanılması tercih edilir.<br />
TAHTA KALEM: Ihlamur veya gürgen ağaçından istenilen kalınlıkta yontularak yapılır. Sap tarafı, parmaklar arasında rahatça tutmağa ve hareket ettirmeğe elverişli olmalıdır. Tahta kalemin birkaç çeşiti vardır. Bir kısmının yalnız ortasında çatlağı bulunur. Bir kısmında ise, çatlağın iki tarafından kalınlığa göre iki veya daha fazla yuvarlak delikler bulunur. Kalem ağzı çok enli ise, bu deliklerden çatlağa giden ince yollar açılır. Mürekkep, deliklerde toplanıp yollardan çatlağa, buradan da ağıza akar.<br />
DEMİR KALEM: Nesih gibi ince yazılarda, kalemin ucu çabuk bozulmamak ve muhtevası zengin bir eserin başından sonuna kadar kalemin kalınlık ve keskinlik ayarını muhafaza etmek için, çelik kalem uçları, ağızları bileği taşından istenilen kalınlıkta bilenerek kesimi ayarlandıktan sonra, kamış kalemin ucuna takılarak kullanılır.<br />
<br />
MAKTA:Kamışın ucu önce elde yontulduktan sonra makta üstüne konup kalemtraş denen bıçakla kesilir. Makta, eni ekseriye 2-3 cm, boyu 15-20 cm, kalınlığı 1-2 mm kadardır. Kalem kesilecek tarafında, kalem yatağı veya kalem yuvası yahut hane-i kalem (= kalem evi) bulunan bir altlıktır; fildişi, boynuz, ya da kemikten yapılır.<br />
<br />
MÜREKKEP: Yazı genellikle, is, zamk, su ve daha başka katkı maddelerinin katılmasıyla hazırlanan siyah mürekkeple yazılır;<br />
<br />
HOKKA: Mürekkep hokka içinde saklanır. Camdan başka pişmiş topraktan, metalden, çeşitli ağaçlardan hokka yapılabilir. Kalem sokulduğunda uç dibine vurup bozulmasın diye hokkanın içine lıka denen bir tutam ham ipek konur. Mürekkebin akıcı olması, rengini solmadan uzun süre koruması gerekir.<br />
<br />
KAĞIT:Yazı da kağıtta önemli rol oynar. Hattatlar, kağıtlara yazacakları yazının değerine göre kıymet verirler Kağıdın mürükkebi yaymaması, silinmeye elverişli olması, üstünde kalem takılmadan yazılabilmesi gerekir. Bunların sağlanması için kağıtlar aharlanır. Kağıtların Abadi, Semerkandi. Hatayi, İstanbuli, Buhara, Venedik vb. çeşitleri vardır. Yazıda kullanılan kağıtların rengide çok önemlidir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tedailer...]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Tedailer</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 17:48:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Tedailer</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">TEDAİLER <br />
<br />
Ölüm; <br />
<br />
Olmasa, insanlığın bir şekilde icat edeceği olgu.<br />
<br />
Ölümün kendisi mi felaket, yoksa sonrası mı?<br />
<br />
Felaketin aslı, ölüm sonrası başa gelecekleri bilmemek mi?<br />
<br />
Aslolan bir şey var ki<br />
<br />
Hepimizin kapısını yalnızken çalıyor olması... <br />
<br />
<br />
<br />
Olacağı varsa da bulur gelir yedi dağ ardından zaten,<br />
<br />
Evet, beklemesen de onu, bulur gelir seni.<br />
<br />
Ölümü istediğimizden değil bütün bu ölüm sayıklamalarımız,<br />
<br />
Ölüm sonrasına dair hesap kitap.<br />
<br />
Yoksa ona dövünüp sonrasına vakti kısaltmak değil…<br />
<br />
<br />
<br />
Bir de neden birbirimizi öldürürüz ki;<br />
<br />
Biraz daha beklesek, zaten hepimiz bir gün öleceğiz, <br />
<br />
Çinlilerin atalarının dediği gibi… <br />
<br />
Yıldızlara ölüm yoktur haddizatında,<br />
<br />
Bir başka kıyıda doğmak vardır,<br />
<br />
Marifet ise ölümsüzlüğü yakalamak.<br />
<br />
<br />
<br />
Yapacağın hareketlerin her birinde, <br />
<br />
Ölümün dehşetini düşününce<br />
<br />
Kötü hareketten men eder ölüm<br />
<br />
Hâsıl olan da ölümsüzlük kıvamı zati…<br />
<br />
<br />
<br />
Hayatını yüksek gayelere harcayanlar, <br />
<br />
Ölmezler hiç bir zaman.<br />
<br />
Öldükten sonra yaşamak isteyen,<br />
<br />
Ölmez bir eser bırakır der İlmin Kapısı<br />
<br />
Düşmanlarını bile ağlatacak ölüm…<br />
<br />
Ölürse insan, ruhunda açılan yaradan ölür!<br />
<br />
<br />
<br />
Ve ölümü sözleriyle aralayan<br />
<br />
Mısralarımızın arasında ışıldayan<br />
<br />
Nice söz erbaplarına selamlar…<br />
<br />
…<br />
<br />
Hayatın en büyük gerçeği olan “ölüm”ü hatırlatması açısından çok hikmetli ve faydalıdır hastalıklar ve sıkıntılar. İşte böyle gaflet perdesini yırtıyor…<br />
<br />
Bir müddettir yazılarımıza muhatap olan sevgili okuyucu dostlar, ameliyata giriyorum; operasyon o kadar da mühim olmasa da bir helallik alayım, bir de azıcık müsaade isteyeyim dedim. Bir yolculuğa çıkarken, ya da hayatın öbür tarafına yaklaşılan anlarda helallik istemek gerek haddizatında... <br />
<br />
Neticede, burada gönülden geldiğince yazarken bilerek ya da bilmeyerek birilerini kırmış olabiliriz, olanlar varsa da haklarını helal etsinler. Bir kastımız, art niyetimiz yoktu katiyen, lakin kantarın topuzu kaçmış olabilir, yer yer sürçülisan etmiş de olabiliriz, affola!<br />
<br />
Zira dünya fani, birbirimizin kalbini kırmaya değmez. Dünya hayatı dediğin, “uyudun- uyanamadın” hepsi bu; ister narkozlu ameliyat masasında, isterse yumuşak döşeğinde, hiç fark etmiyor.<br />
<br />
Fakat yanlış gördüğüne de “yanlış” demek gerekiyor. Bu da, o yanlışın düzelmesi ve muhatapların ve de umumun daha iyiye gitmesi adına! Fazilet ve güzellik odur ki, bir yanlış gördüğünde onu “elinle düzeltmek”. <br />
<br />
Onun daha da aşağısı; kaleminle ya da dilinle ikaz etmek, “bu yanlıştır, bence böyle olmalı!” demek yani… Bir gazeteci olarak da bizim elimizden bu kadarı gelebiliyor zaten. En pasifi ve düşük seviyesi ise, gördüğün yanlışlıklara kalben buğz edip oturmak! Buna da bünye bir yere kadar dayanabiliyor..!<br />
<br />
Neyse, <br />
<br />
Helalleşelim, dualaşalım… Bir de kısmet olur da ömür vefa ederse, yeni ve güzel yazılarda buluşalım inşallah..!<br />
<br />
Hadi bana müsaade, kalın sağlıcakla. (10 Mart 2010) <br />
<br />
RAMAZAN KERPETEN-samanyoluhaber.com</span></span></div></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;"><span style="color: #006400;"><span style="font-weight: bold;">TEDAİLER <br />
<br />
Ölüm; <br />
<br />
Olmasa, insanlığın bir şekilde icat edeceği olgu.<br />
<br />
Ölümün kendisi mi felaket, yoksa sonrası mı?<br />
<br />
Felaketin aslı, ölüm sonrası başa gelecekleri bilmemek mi?<br />
<br />
Aslolan bir şey var ki<br />
<br />
Hepimizin kapısını yalnızken çalıyor olması... <br />
<br />
<br />
<br />
Olacağı varsa da bulur gelir yedi dağ ardından zaten,<br />
<br />
Evet, beklemesen de onu, bulur gelir seni.<br />
<br />
Ölümü istediğimizden değil bütün bu ölüm sayıklamalarımız,<br />
<br />
Ölüm sonrasına dair hesap kitap.<br />
<br />
Yoksa ona dövünüp sonrasına vakti kısaltmak değil…<br />
<br />
<br />
<br />
Bir de neden birbirimizi öldürürüz ki;<br />
<br />
Biraz daha beklesek, zaten hepimiz bir gün öleceğiz, <br />
<br />
Çinlilerin atalarının dediği gibi… <br />
<br />
Yıldızlara ölüm yoktur haddizatında,<br />
<br />
Bir başka kıyıda doğmak vardır,<br />
<br />
Marifet ise ölümsüzlüğü yakalamak.<br />
<br />
<br />
<br />
Yapacağın hareketlerin her birinde, <br />
<br />
Ölümün dehşetini düşününce<br />
<br />
Kötü hareketten men eder ölüm<br />
<br />
Hâsıl olan da ölümsüzlük kıvamı zati…<br />
<br />
<br />
<br />
Hayatını yüksek gayelere harcayanlar, <br />
<br />
Ölmezler hiç bir zaman.<br />
<br />
Öldükten sonra yaşamak isteyen,<br />
<br />
Ölmez bir eser bırakır der İlmin Kapısı<br />
<br />
Düşmanlarını bile ağlatacak ölüm…<br />
<br />
Ölürse insan, ruhunda açılan yaradan ölür!<br />
<br />
<br />
<br />
Ve ölümü sözleriyle aralayan<br />
<br />
Mısralarımızın arasında ışıldayan<br />
<br />
Nice söz erbaplarına selamlar…<br />
<br />
…<br />
<br />
Hayatın en büyük gerçeği olan “ölüm”ü hatırlatması açısından çok hikmetli ve faydalıdır hastalıklar ve sıkıntılar. İşte böyle gaflet perdesini yırtıyor…<br />
<br />
Bir müddettir yazılarımıza muhatap olan sevgili okuyucu dostlar, ameliyata giriyorum; operasyon o kadar da mühim olmasa da bir helallik alayım, bir de azıcık müsaade isteyeyim dedim. Bir yolculuğa çıkarken, ya da hayatın öbür tarafına yaklaşılan anlarda helallik istemek gerek haddizatında... <br />
<br />
Neticede, burada gönülden geldiğince yazarken bilerek ya da bilmeyerek birilerini kırmış olabiliriz, olanlar varsa da haklarını helal etsinler. Bir kastımız, art niyetimiz yoktu katiyen, lakin kantarın topuzu kaçmış olabilir, yer yer sürçülisan etmiş de olabiliriz, affola!<br />
<br />
Zira dünya fani, birbirimizin kalbini kırmaya değmez. Dünya hayatı dediğin, “uyudun- uyanamadın” hepsi bu; ister narkozlu ameliyat masasında, isterse yumuşak döşeğinde, hiç fark etmiyor.<br />
<br />
Fakat yanlış gördüğüne de “yanlış” demek gerekiyor. Bu da, o yanlışın düzelmesi ve muhatapların ve de umumun daha iyiye gitmesi adına! Fazilet ve güzellik odur ki, bir yanlış gördüğünde onu “elinle düzeltmek”. <br />
<br />
Onun daha da aşağısı; kaleminle ya da dilinle ikaz etmek, “bu yanlıştır, bence böyle olmalı!” demek yani… Bir gazeteci olarak da bizim elimizden bu kadarı gelebiliyor zaten. En pasifi ve düşük seviyesi ise, gördüğün yanlışlıklara kalben buğz edip oturmak! Buna da bünye bir yere kadar dayanabiliyor..!<br />
<br />
Neyse, <br />
<br />
Helalleşelim, dualaşalım… Bir de kısmet olur da ömür vefa ederse, yeni ve güzel yazılarda buluşalım inşallah..!<br />
<br />
Hadi bana müsaade, kalın sağlıcakla. (10 Mart 2010) <br />
<br />
RAMAZAN KERPETEN-samanyoluhaber.com</span></span></div></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[kendi AVATARINI kendin yap.......]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/kendi-AVATARINI-kendin-yap</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 15:54:57 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/kendi-AVATARINI-kendin-yap</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.mumsema.com/genel-resimler-konu-disi/68551-kendin-avatar-yap.html" target="_blank">http://www.mumsema.com/genel-resimler-ko...r-yap.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.mumsema.com/genel-resimler-konu-disi/68551-kendin-avatar-yap.html" target="_blank">http://www.mumsema.com/genel-resimler-ko...r-yap.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[eşref ziya,ya dogum günü klibi yapalım....ne dersiniz.]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/esref-ziya-ya-dogum-gunu-klibi-yapalim-ne-dersiniz</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 11:10:04 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/esref-ziya-ya-dogum-gunu-klibi-yapalim-ne-dersiniz</guid>
			<description><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=646510" width="425px" height="355px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=646510" target="_blank">http://www.izlesene.com/player2.swf?video=646510</a></noembed></div>
 <br />
arkadaşlar bu videoyu izledikten sonra aklıma bir öneri geldi canlar.aramızda böyle yetenekli arkadaşlar var.............abimizin dogum gününde neden bizde fancıları olarak yani sevenleri olarak abimize böyle bir sürpriz yapmayalım.........nedersiniz canlar...............şiir ve deneme,güzel sözler benden.........videoyu kim yapabilir.yapalım şu güzelligi abimize......................................tüm fan<hr />
FİKİR VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM LÜTFEN..........İYİ YADA KÖTÜ VE NEDENİNİ.BEKLİYORUM.inanın şuan klibi izleyebiliyorum şuan.slaytlar.....abimin özgeçmişi.......fandan alıntılar......isimlerimiz..........resimler.....daha neler neler yapabiliriz yaaaaaa.haydin kızlar bunu biz yaparız.kim tutar<hr />
lütfen klibi sonuna dek izleyin öyle karar verin canlar ltfn<img class="postimage" src="http://www.esrefziyafan.com/images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /><img class="postimage" src="http://www.esrefziyafan.com/images/smilies/biggrin.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Big Grin" title="Big Grin" /><img class="postimage" src="http://www.esrefziyafan.com/images/smilies/rolleyes.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Rolleyes" title="Rolleyes" /><span style="font-size: x-large;"></span>...............................................................................................................................................................]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=646510" width="425px" height="355px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=646510" target="_blank">http://www.izlesene.com/player2.swf?video=646510</a></noembed></div>
 <br />
arkadaşlar bu videoyu izledikten sonra aklıma bir öneri geldi canlar.aramızda böyle yetenekli arkadaşlar var.............abimizin dogum gününde neden bizde fancıları olarak yani sevenleri olarak abimize böyle bir sürpriz yapmayalım.........nedersiniz canlar...............şiir ve deneme,güzel sözler benden.........videoyu kim yapabilir.yapalım şu güzelligi abimize......................................tüm fan<hr />
FİKİR VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM LÜTFEN..........İYİ YADA KÖTÜ VE NEDENİNİ.BEKLİYORUM.inanın şuan klibi izleyebiliyorum şuan.slaytlar.....abimin özgeçmişi.......fandan alıntılar......isimlerimiz..........resimler.....daha neler neler yapabiliriz yaaaaaa.haydin kızlar bunu biz yaparız.kim tutar<hr />
lütfen klibi sonuna dek izleyin öyle karar verin canlar ltfn<img class="postimage" src="http://www.esrefziyafan.com/images/smilies/tongue.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Tongue" title="Tongue" /><img class="postimage" src="http://www.esrefziyafan.com/images/smilies/biggrin.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Big Grin" title="Big Grin" /><img class="postimage" src="http://www.esrefziyafan.com/images/smilies/rolleyes.gif" style="vertical-align: middle;" border="0" alt="Rolleyes" title="Rolleyes" /><span style="font-size: x-large;"></span>...............................................................................................................................................................]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Nice güzel senelere Canlar;Hüsün ve nazlıperi...]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Nice-guzel-senelere-Canlar-Husun-ve-nazliperi</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 10:08:50 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Nice-guzel-senelere-Canlar-Husun-ve-nazliperi</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #800080;">Geçmişi mum yakıp aramak yerine,<br />
güzel bir anı olarak hatırlamanız duasıyla;<br />
Yeni yaşınız hayır ver güzellikler getirsin <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">hüsün ve nazlı peri</span></span> kardeşlerim;<br />
Gelecek yıllarda da rabbime layık bir ömür süresiniz inşaallah...<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZQnp7sfqIJc/SWJ_8SaV7dI/AAAAAAAABf0/vTs4CirA1zE/s400/dogum-gunu-mesajlari.jpg" border="0" alt="[Resim: dogum-gunu-mesajlari.jpg&#93;" /></span></span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #800080;">Geçmişi mum yakıp aramak yerine,<br />
güzel bir anı olarak hatırlamanız duasıyla;<br />
Yeni yaşınız hayır ver güzellikler getirsin <span style="font-weight: bold;"><span style="text-decoration: underline;">hüsün ve nazlı peri</span></span> kardeşlerim;<br />
Gelecek yıllarda da rabbime layık bir ömür süresiniz inşaallah...<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://3.bp.blogspot.com/_ZQnp7sfqIJc/SWJ_8SaV7dI/AAAAAAAABf0/vTs4CirA1zE/s400/dogum-gunu-mesajlari.jpg" border="0" alt="[Resim: dogum-gunu-mesajlari.jpg]" /></span></span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Avatar]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Avatar</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 08:35:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Avatar</guid>
			<description><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/xbk0b1&amp;related=0" width="420px" height="336px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xbk0b1&amp;related=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/xbk0b1&amp;related=0</a></noembed></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.dailymotion.com/swf/xbk0b1&amp;related=0" width="420px" height="336px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.dailymotion.com/swf/xbk0b1&amp;related=0" target="_blank">http://www.dailymotion.com/swf/xbk0b1&amp;related=0</a></noembed></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadının filmi erkeği yendi! (Ölümcül Tuzak)]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Kadinin-filmi-erkegi-yendi-Olumcul-Tuzak</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 08:27:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Kadinin-filmi-erkegi-yendi-Olumcul-Tuzak</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://i1003.hizliresim.com/2010/3/10/1495.jpg" border="0" alt="[Resim: 1495.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="color: #800080;"><span style="font-size: medium;">Eski eş olmalarından kelli, 'Ölümcül Tuzak'ın (The Hurt Locker) yönetmeni Kathryn Bigelow ile 'Avatar'ın yönetmeni James Cameron'ın mücadelesi olarak da harlanan bu seneki Oscar yarışı, kadının erkeği tuş etmesiyle neticelendi. <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Aslında birçok açıdan ilginç bir rekabetti bu. Eğer kazanacak olursa 'Ölümcül Tuzak' son kırk yılda En İyi Film ödülünü kapmış en düşük hasılatlı film olacaktı. Karşısında ise an itibarıyla tüm dünyada toparladığı 2,5 milyar dolarlık hasılatla sinema gişelerindeki tüm rekorları (ki önceki rekor da 1,8 milyar dolarla 'Titanic'in yönetmeni James Cameron'a aitti) paramparça eden bir dev, 'Avatar' duruyordu. Teoride göz ucuyla bile baktığınızda, bu rekabetten kimin galip çıkacağına hükmetmek zor değildi. <br />
<br />
Lakin 'Ölümcül Tuzak', Oscar'ı haberleyen neredeyse diğer tüm ödül törenlerinde rakibine üstün gelmişti. Nitekim, Oscar da bir istisna teşkil etmedi. 'Ölümcül Tuzak', En İyi Film ve En İyi Yönetmen gibi en önemli iki dalı da içeren dokuz adaylığın altısında ipi göğüslemeyi başardı. (Filmin Türkiye'deki dağıtımcısı, bu zaferin üzerine, 2 Ekim'de sessiz sedasız sinemalarımıza gelmiş filmi bu hafta sonu yeniden gösterime sokacak.) Bununla birlikte, 'Avatar' teknik dallardaki üç ödülle (görüntü yönetimi, sanat yönetimi ve görsel efekt) yetinmek zorunda kaldı. <br />
<br />
Akademi, bu yıl kimi değişikliklere gitmişti, hem En İyi Film adaylarının sayısını beşten 10'a çıkardılar hem de üyelerin oylama biçiminde küçük bir revizyona gittiler. Önceki yıllarda örneğin 'Kara Şövalye' gibi yıla birçok açıdan damgasını vurmasına karşın En İyi Film adayları arasına giremeyen yapımların önünü açabilmek için başvurulan bu 10 adaylı sistemden beklenen sürpriz -en azından bu sene için- çıkmadı. Bu seneki 10 filmin pek çoğunun niteliğinin düşüklüğü ise bu revizyonun beyhude olup olmadığını sorgulattı. Gelgelelim, 10 filmli bu yeni sistemin meyveleri önümüzdeki yıllarda daha sulu ve lezzetli olabilir, bekleyip görmek lazım. <br />
<br />
Bunlar bir kenara, neredeyse tek bir sürpriz dahi çıkmadı gecede. Yabancı Dilde En İyi Film Oscar'ının favori olan Fransız veya Alman filmlerine değil de Arjantin yapımı 'El Secreto de Sus Ojos'a gitmesinin dışında belki... Sandra Bullock'un 'The Blind Side'daki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını almadan bir gün evvel, 'All About Steve'deki çalışmasıyla yılın en kötülerine dağıtılan Ahududu Ödülleri'nde En Kötü Kadın Oyuncu ödülünü de kabule gitmesi, bir ilk olarak sinema tarihine geçirdi onu. Daha önce Halle Berry ve Paul Verhoeven gibi istisnaların dışında Ahududu Ödülü'nü gidip almak ise çok nadir görülen bir durum. Bullock, bu olgunluğu da göstererek takdir kazandı. <br />
<br />
Oscar Ödülleri <br />
<br />
En iyi film: The Hurt Locker; Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker); Kadın oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side); Erkek oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart); Yardımcı kadın oyuncu: Mo'Nique (Precious); Yardımcı erkek oyuncu: Christoph Waltz (Inglourious Basterds); Özgün senaryo: Mark Boal (The Hurt Locker); Uyarlama senaryo: Geoffrey Fletcher (Precious); Animasyon: Up; Yabancı film: The Secret in Their Eyes (Arjantin); Belgesel: The Cove; Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski ve Chris Innis); Sanat yönetmenliği: Rick Carter, Robert Stromberg ve Kim Sinclair (Avatar); Görüntü yönetmenliği: Mauro Fiore (Avatar); Görsel efekt: Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham ve Andrew Jones (Avatar); Ses kurgusu: Paul Ottosson (The Hurt Locker); Ses miksajı: Paul Ottosson ve Ray Beckett (The Hurt Locker); Film müziği: Michael Giacchino; Orijinal şarkı: The Weary Kind; Kostüm: Sandy Powell; Makyaj: Star Trek; Kısa metrajlı film: The New Tenants; Kısa animasyon: Logorama; Kısa metrajlı belgesel: Rabbit a la Berlin<br />
 <br />
BURÇİN S. YALÇIN  <br />
09 Mart 2010, Salı </span></span></div>
<br />
<br />
<br />
<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1250470" width="425px" height="355px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1250470" target="_blank">http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1250470</a></noembed></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://i1003.hizliresim.com/2010/3/10/1495.jpg" border="0" alt="[Resim: 1495.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="color: #800080;"><span style="font-size: medium;">Eski eş olmalarından kelli, 'Ölümcül Tuzak'ın (The Hurt Locker) yönetmeni Kathryn Bigelow ile 'Avatar'ın yönetmeni James Cameron'ın mücadelesi olarak da harlanan bu seneki Oscar yarışı, kadının erkeği tuş etmesiyle neticelendi. <br />
 <br />
 <br />
 <br />
Aslında birçok açıdan ilginç bir rekabetti bu. Eğer kazanacak olursa 'Ölümcül Tuzak' son kırk yılda En İyi Film ödülünü kapmış en düşük hasılatlı film olacaktı. Karşısında ise an itibarıyla tüm dünyada toparladığı 2,5 milyar dolarlık hasılatla sinema gişelerindeki tüm rekorları (ki önceki rekor da 1,8 milyar dolarla 'Titanic'in yönetmeni James Cameron'a aitti) paramparça eden bir dev, 'Avatar' duruyordu. Teoride göz ucuyla bile baktığınızda, bu rekabetten kimin galip çıkacağına hükmetmek zor değildi. <br />
<br />
Lakin 'Ölümcül Tuzak', Oscar'ı haberleyen neredeyse diğer tüm ödül törenlerinde rakibine üstün gelmişti. Nitekim, Oscar da bir istisna teşkil etmedi. 'Ölümcül Tuzak', En İyi Film ve En İyi Yönetmen gibi en önemli iki dalı da içeren dokuz adaylığın altısında ipi göğüslemeyi başardı. (Filmin Türkiye'deki dağıtımcısı, bu zaferin üzerine, 2 Ekim'de sessiz sedasız sinemalarımıza gelmiş filmi bu hafta sonu yeniden gösterime sokacak.) Bununla birlikte, 'Avatar' teknik dallardaki üç ödülle (görüntü yönetimi, sanat yönetimi ve görsel efekt) yetinmek zorunda kaldı. <br />
<br />
Akademi, bu yıl kimi değişikliklere gitmişti, hem En İyi Film adaylarının sayısını beşten 10'a çıkardılar hem de üyelerin oylama biçiminde küçük bir revizyona gittiler. Önceki yıllarda örneğin 'Kara Şövalye' gibi yıla birçok açıdan damgasını vurmasına karşın En İyi Film adayları arasına giremeyen yapımların önünü açabilmek için başvurulan bu 10 adaylı sistemden beklenen sürpriz -en azından bu sene için- çıkmadı. Bu seneki 10 filmin pek çoğunun niteliğinin düşüklüğü ise bu revizyonun beyhude olup olmadığını sorgulattı. Gelgelelim, 10 filmli bu yeni sistemin meyveleri önümüzdeki yıllarda daha sulu ve lezzetli olabilir, bekleyip görmek lazım. <br />
<br />
Bunlar bir kenara, neredeyse tek bir sürpriz dahi çıkmadı gecede. Yabancı Dilde En İyi Film Oscar'ının favori olan Fransız veya Alman filmlerine değil de Arjantin yapımı 'El Secreto de Sus Ojos'a gitmesinin dışında belki... Sandra Bullock'un 'The Blind Side'daki performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oscar'ını almadan bir gün evvel, 'All About Steve'deki çalışmasıyla yılın en kötülerine dağıtılan Ahududu Ödülleri'nde En Kötü Kadın Oyuncu ödülünü de kabule gitmesi, bir ilk olarak sinema tarihine geçirdi onu. Daha önce Halle Berry ve Paul Verhoeven gibi istisnaların dışında Ahududu Ödülü'nü gidip almak ise çok nadir görülen bir durum. Bullock, bu olgunluğu da göstererek takdir kazandı. <br />
<br />
Oscar Ödülleri <br />
<br />
En iyi film: The Hurt Locker; Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker); Kadın oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side); Erkek oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart); Yardımcı kadın oyuncu: Mo'Nique (Precious); Yardımcı erkek oyuncu: Christoph Waltz (Inglourious Basterds); Özgün senaryo: Mark Boal (The Hurt Locker); Uyarlama senaryo: Geoffrey Fletcher (Precious); Animasyon: Up; Yabancı film: The Secret in Their Eyes (Arjantin); Belgesel: The Cove; Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski ve Chris Innis); Sanat yönetmenliği: Rick Carter, Robert Stromberg ve Kim Sinclair (Avatar); Görüntü yönetmenliği: Mauro Fiore (Avatar); Görsel efekt: Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham ve Andrew Jones (Avatar); Ses kurgusu: Paul Ottosson (The Hurt Locker); Ses miksajı: Paul Ottosson ve Ray Beckett (The Hurt Locker); Film müziği: Michael Giacchino; Orijinal şarkı: The Weary Kind; Kostüm: Sandy Powell; Makyaj: Star Trek; Kısa metrajlı film: The New Tenants; Kısa animasyon: Logorama; Kısa metrajlı belgesel: Rabbit a la Berlin<br />
 <br />
BURÇİN S. YALÇIN  <br />
09 Mart 2010, Salı </span></span></div>
<br />
<br />
<br />
<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1250470" width="425px" height="355px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1250470" target="_blank">http://www.izlesene.com/player2.swf?video=1250470</a></noembed></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Allah'ı Anlamak..]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Allah-i-Anlamak</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 01:57:49 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Allah-i-Anlamak</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://img704.imageshack.us/img704/391/onugorebilmekimza.jpg" border="0" alt="[Resim: onugorebilmekimza.jpg&#93;" /><br />
<br />
<span style="color: #708090;"><span style="font-weight: bold;">  Allah'ı anlamak...<br />
	<br />
Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu, büyük insan ve büyük Müslüman Osman Gazi, ölüm saatinin yaklaştığını anladığında oğlunu çağırmış demiş ki: "Evladım, harbe hazır olmayan millet, esarete hazır demektir. Müslümanlara istiklal yaraşır. Her bakımdan üstün olmak, dinimizin emridir."<br />
<br />
Şahsı, ailesi için hiçbir şey istemeyen, ölüm döşeğinde dahi ulvî davasıyla meşgul olan Osman Gazi canlanmış, adeta ölümü unutmuştu, "Artık ölüyorum, fakat üzgün değilim, arkamda senin gibi bir evladım var. Adil, merhametli, çalışkan oğlum, her işini alimlere danış." demiş. Bunları söylerken ağzı iyice kurumuş, dudakları birbirine yapışıyordu. Belki daha başka şeyler de söyleyecekti fakat sözünü yarıda kesti, besmele çekerek ahiret yolculuğuna çıktı. 69 yaşında idi. İhtiyarlığın delikanlılık devrini yaşıyor sayılırdı. Yaşasaydı daha çok şeyler başarırdı. Fakat hizmet, elden ele dilden dile devredilerek gidiyordu.<br />
<br />
Osman Gazi'yi Bursa'da Gümüşlü Kümbet'e gömdüler. Aslında gösterişli mezar da istemezdi, çünkü sağlığında ne tacı, ne tahtı, ne de sarayı vardı.<br />
<br />
Alın, dünyalar sizin olsun alın!<br />
<br />
Türbeler söyleyin sermayenizi,<br />
<br />
Orada toprağa dokunan alın,<br />
<br />
Burada karınca içer denizi!<br />
<br />
Yine hükümdarlardan biri vasiyet etmiş, "Öldüğümde sağ elim tabuttan dışarıda kalsın." Vasiyeti yerine getirmişler. Cemaat şaşkın ve hayretler içinde. O zaman vezir şöyle konuşmuş: "Hükümdarımız sizlere son dersini veriyor. Diyor ki, tacım, tahtım, servetim, hazinem, ilim adamlarım, kumandanlarım, hakimlerim ve milletim beni kurtaramadılar, işte elim boş gidiyorum."<br />
<br />
Selahaddin-i Eyyubi ölümünün yaklaştığını anlayınca, dellalı sokaklarda dolaştırmış, dellal hem geziyor, hem bağırıyor: "Ey ahali! Sultanımız buyuruyor ki, ibret alınız. Pek çok milletlere hükmeden Eyyubi, mal olarak kefenini, bir de günahlarla sevaplarını götürüyor. Dünya malı makamı sizi aldatmasın."<br />
<br />
İki Cihan Serveri'nin durumu da şöyleydi: "Benim, dünya ile olan misalim, bir ağacın altında biraz gölgelendikten sonra onu bırakarak yoluna devam eden bir süvarinin misali gibidir."<br />
<br />
Bu kıssalardan ve hadisten de anlaşılacağı gibi, masiva (Allah'tan başka her şey) fanidir. Fani olana gönül verilmez.<br />
<br />
80 yıllık ömrümde neyi sevdimse, Allah elimden çekti aldı. Çünkü Allah, bir şeyi kendisinden daha çok sevmemize müsaade etmez! Bu herkes için geçerlidir. Rotayı değiştirmek lazım! Süfli sevgilerden ulvî sevgilere geçmemiz lazım. Bugünkü insanların ekserisi süfli şeyleri seviyor.<br />
<br />
Bediüzzaman bu hususta bize çok güzel bir metot öğretiyor: "Allah için işleyiniz, Allah için çalışınız, Allah için görüşünüz, O'nun rızası dairesinde hareket ediniz."<br />
<br />
Şimdi siz ölseniz, malınız gidecek, tahsil gidecek, para gidecek, mevki makam gidecek, iyisi mi şimdiden feda edelim onları Allah için... Allah'ı iyi anlayacağız. Allah'ı sıfatlarıyla öğreneceğiz, sıfatlarıyla öğrendiğimiz Allah'a itaat edeceğiz. Hayat bu, gerisi boş...<br />
<br />
Din için, İslamiyet için, vatan için, millet için gibi lafları bir yana bırakmalı. İslam bahçesine meyvelerimizi dökmek istiyorsak, her şeyden evvel o bahçede meyve ağacı olmaya çalışmamız lazım!<br />
<br />
Dal dal alışkanlıklar, hadis hadis hareketler, ayet ayet kararlar vermemiz lazım. Velhasıl, âdetimizi ibadete çevirmemiz lazım. İddialardan vazgeçip, insanlarla olan yarışı bırakıp, iç dünyamızdaki ebediyet koşusuna çıkmamız lazım!..<br />
<br />
HEKİMOĞLU İSMAİL<br />
<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://img704.imageshack.us/img704/391/onugorebilmekimza.jpg" border="0" alt="[Resim: onugorebilmekimza.jpg]" /><br />
<br />
<span style="color: #708090;"><span style="font-weight: bold;">  Allah'ı anlamak...<br />
	<br />
Osmanlı İmparatorluğu'nun kurucusu, büyük insan ve büyük Müslüman Osman Gazi, ölüm saatinin yaklaştığını anladığında oğlunu çağırmış demiş ki: "Evladım, harbe hazır olmayan millet, esarete hazır demektir. Müslümanlara istiklal yaraşır. Her bakımdan üstün olmak, dinimizin emridir."<br />
<br />
Şahsı, ailesi için hiçbir şey istemeyen, ölüm döşeğinde dahi ulvî davasıyla meşgul olan Osman Gazi canlanmış, adeta ölümü unutmuştu, "Artık ölüyorum, fakat üzgün değilim, arkamda senin gibi bir evladım var. Adil, merhametli, çalışkan oğlum, her işini alimlere danış." demiş. Bunları söylerken ağzı iyice kurumuş, dudakları birbirine yapışıyordu. Belki daha başka şeyler de söyleyecekti fakat sözünü yarıda kesti, besmele çekerek ahiret yolculuğuna çıktı. 69 yaşında idi. İhtiyarlığın delikanlılık devrini yaşıyor sayılırdı. Yaşasaydı daha çok şeyler başarırdı. Fakat hizmet, elden ele dilden dile devredilerek gidiyordu.<br />
<br />
Osman Gazi'yi Bursa'da Gümüşlü Kümbet'e gömdüler. Aslında gösterişli mezar da istemezdi, çünkü sağlığında ne tacı, ne tahtı, ne de sarayı vardı.<br />
<br />
Alın, dünyalar sizin olsun alın!<br />
<br />
Türbeler söyleyin sermayenizi,<br />
<br />
Orada toprağa dokunan alın,<br />
<br />
Burada karınca içer denizi!<br />
<br />
Yine hükümdarlardan biri vasiyet etmiş, "Öldüğümde sağ elim tabuttan dışarıda kalsın." Vasiyeti yerine getirmişler. Cemaat şaşkın ve hayretler içinde. O zaman vezir şöyle konuşmuş: "Hükümdarımız sizlere son dersini veriyor. Diyor ki, tacım, tahtım, servetim, hazinem, ilim adamlarım, kumandanlarım, hakimlerim ve milletim beni kurtaramadılar, işte elim boş gidiyorum."<br />
<br />
Selahaddin-i Eyyubi ölümünün yaklaştığını anlayınca, dellalı sokaklarda dolaştırmış, dellal hem geziyor, hem bağırıyor: "Ey ahali! Sultanımız buyuruyor ki, ibret alınız. Pek çok milletlere hükmeden Eyyubi, mal olarak kefenini, bir de günahlarla sevaplarını götürüyor. Dünya malı makamı sizi aldatmasın."<br />
<br />
İki Cihan Serveri'nin durumu da şöyleydi: "Benim, dünya ile olan misalim, bir ağacın altında biraz gölgelendikten sonra onu bırakarak yoluna devam eden bir süvarinin misali gibidir."<br />
<br />
Bu kıssalardan ve hadisten de anlaşılacağı gibi, masiva (Allah'tan başka her şey) fanidir. Fani olana gönül verilmez.<br />
<br />
80 yıllık ömrümde neyi sevdimse, Allah elimden çekti aldı. Çünkü Allah, bir şeyi kendisinden daha çok sevmemize müsaade etmez! Bu herkes için geçerlidir. Rotayı değiştirmek lazım! Süfli sevgilerden ulvî sevgilere geçmemiz lazım. Bugünkü insanların ekserisi süfli şeyleri seviyor.<br />
<br />
Bediüzzaman bu hususta bize çok güzel bir metot öğretiyor: "Allah için işleyiniz, Allah için çalışınız, Allah için görüşünüz, O'nun rızası dairesinde hareket ediniz."<br />
<br />
Şimdi siz ölseniz, malınız gidecek, tahsil gidecek, para gidecek, mevki makam gidecek, iyisi mi şimdiden feda edelim onları Allah için... Allah'ı iyi anlayacağız. Allah'ı sıfatlarıyla öğreneceğiz, sıfatlarıyla öğrendiğimiz Allah'a itaat edeceğiz. Hayat bu, gerisi boş...<br />
<br />
Din için, İslamiyet için, vatan için, millet için gibi lafları bir yana bırakmalı. İslam bahçesine meyvelerimizi dökmek istiyorsak, her şeyden evvel o bahçede meyve ağacı olmaya çalışmamız lazım!<br />
<br />
Dal dal alışkanlıklar, hadis hadis hareketler, ayet ayet kararlar vermemiz lazım. Velhasıl, âdetimizi ibadete çevirmemiz lazım. İddialardan vazgeçip, insanlarla olan yarışı bırakıp, iç dünyamızdaki ebediyet koşusuna çıkmamız lazım!..<br />
<br />
HEKİMOĞLU İSMAİL<br />
<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[İç  Soğuk]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Ic-Soguk</link>
			<pubDate>Wed, 10 Mar 2010 01:09:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Ic-Soguk</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-weight: bold;">Bir gün altı insanın yolu bir yerde kesişti. Birbirlerini daha önceden tanımıyorlardı. İlk defa ve mecburen bir arada olmaları gerekiyordu. Tehlikeli bir yolculuğun hiç beklenmedik durağında durmuşlardı. <br />
Bindikleri araç arızalanmış, yolda kalmışlardı. Soğuk ve karanlıktı. Hepsi bir ateşin etrafında toplanmış, ısınmaya ve gecenin karanlığını dağıtmaya çalışıyorlardı. Biricik ateşleri sönmek üzereydi. Alevler cılızlaştıkça karanlık derinleşti.<br />
 Yüzlerine çarpan sıcaklık hızla azalmaya başladı. Herkesi yalnızlaştıran ve çaresizleştiren karanlığı ve soğuğu daha derinden hissetmeye başladılar. <br />
<br />
<span style="color: #708090;">Ateşe yeni odun atmak gerekiyordu. Odunları yok değildi. Her birinin elinde birer odun vardı. Halkanın en başında oturmakta olan kadın, elindeki odunu arkasına saklamıştı. Ateşin etrafındaki adamlardan birinin zenci olduğunu fark etmişti. Bir zenci için feda edecek bir şeyi yoktu.<br />
<br />
 Kadının yanındaki adam tek tek herkesin yüzüne baktı. Kendi milletinden kimse yoktu, ateşe atacağı odun başkalarını ısıtacak olduğuna göre soğukta kalsa daha iyiydi. Elindeki odunu sıkıca kavrayıp tuttu.<br />
<br />
 Hemen onun yanında zengince bir adam oturuyordu. Bir eli yağda bir eli balda yaşamıştı şimdiye dek. “Sıradan” insanların arasına sığınmak zorunda oluşuna lanetler okuyordu.<br />
 Sahip olduğu malı mülkü aklına geldi; kimseyle bir şey paylaşmamıştı şimdiye dek. Hep kazanan olmuştu. Şimdi elindeki tek serveti odunu neden bu miskin insanlar için harcamalıydı ki? Ateşe atmadı elindekini.<br />
<br />
 Onun yanındaki yoksul adam, ceketini bir hırsıza kaptırmıştı. Nefretle yanındaki iyi giyimli zengine baktı, emeğini sömürüp hakkını vermeyen bencil bir zengin için neden bir odunu feda etsindi ki? <br />
<br />
Zenci olan ise nefret duygularıyla doluydu tüm beyazlara karşı. Elindeki sopa kendini başkalarından koruyacak tek silahtı. Onu ateşe atıp yakamazdı. <br />
<br />
Halkanın sonundaki adam ise şimdiye kadar hiç karşılıksız vermemişti. Ancak bir şey aldığında vermeyi öğretmişti ona anne ve babası. Oyunun kuralı böyleydi. Ateşe atmadı elindeki odunu.</span><br />
<br />
***<br />
<br />
Ertesi gün küllenmiş bir ateşin etrafında donarak ölmüş altı insan cesedi bulundu. Her birinin donmuş ellerinde sıkı sıkıya tutulmuş altı tane de ateşe atılmamış odun vardı.<br />
Kaskatıydı elleri: Bir başkası için vermeye yanaşmayan bencillikleri tutmuştu ellerini. Donmuştu yürekleri: İçlerine “senden eksilen aslında sana kalır!” gerçeğinin sımsıcak güneşi hiç doğmamıştı. Buza kesmişti gözleri: Kendilerinden başkasını görmeyi öğrenmemişlerdi hiç. Sıcağını kaybetmişti yüzleri: Kabuğunu kıramayan “ben”likleri “infak” meyvesine durmadan içine kapanıvermiş, çürümüştü.<br />
Görünüşe göre hepsi dışarıdaki soğuk yüzünden ölmüştü. Oysa, insanın ellerini vermekten geri tutan cimrilik daha soğuktu. İnsanı büyüklenmenin vadilerine savuran aldırışsızlık daha karanlıktı. Oysa “ben var ya, ben!” dedirten bencilliğin giderek yuvarlanan çığı en amansız ayazdı. Oysa başkalarını görmekten alıkoyan çıkarcılığın körlüğü en soğuk karanlıkları emziriyordu.<br />
<br />
<span style="color: #708090;">Buzların hepsini eriten sımsıcak kelimeleri O [asm&#93; çoktan dillendirmişti:<br />
“Vermeyene vereceksin!”<br />
<br />
Karanlıkları dağıtan heceler O’nun [asm&#93; dudağından akıp gelmişti:<br />
“Gelmeyene gideceksin!”<br />
<br />
Ben’ciliğin katı duvarlarını yıkan, bencilliğin soğuk küllerini köz eyleyen sözler O’nun [asm&#93; nefesinde alevlenmişti:<br />
“Kötülük edene iyilik edeceksin!”<br />
<br />
Dışarıdaki soğuk değil, içlerindeki soğukluk öldürmüştü onları. Dirilmeye hazırlananlar asıl “ateş”i O’nun dudağında gördüler.</span><br />
<br />
Senai Demirci<br />
<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-weight: bold;">Bir gün altı insanın yolu bir yerde kesişti. Birbirlerini daha önceden tanımıyorlardı. İlk defa ve mecburen bir arada olmaları gerekiyordu. Tehlikeli bir yolculuğun hiç beklenmedik durağında durmuşlardı. <br />
Bindikleri araç arızalanmış, yolda kalmışlardı. Soğuk ve karanlıktı. Hepsi bir ateşin etrafında toplanmış, ısınmaya ve gecenin karanlığını dağıtmaya çalışıyorlardı. Biricik ateşleri sönmek üzereydi. Alevler cılızlaştıkça karanlık derinleşti.<br />
 Yüzlerine çarpan sıcaklık hızla azalmaya başladı. Herkesi yalnızlaştıran ve çaresizleştiren karanlığı ve soğuğu daha derinden hissetmeye başladılar. <br />
<br />
<span style="color: #708090;">Ateşe yeni odun atmak gerekiyordu. Odunları yok değildi. Her birinin elinde birer odun vardı. Halkanın en başında oturmakta olan kadın, elindeki odunu arkasına saklamıştı. Ateşin etrafındaki adamlardan birinin zenci olduğunu fark etmişti. Bir zenci için feda edecek bir şeyi yoktu.<br />
<br />
 Kadının yanındaki adam tek tek herkesin yüzüne baktı. Kendi milletinden kimse yoktu, ateşe atacağı odun başkalarını ısıtacak olduğuna göre soğukta kalsa daha iyiydi. Elindeki odunu sıkıca kavrayıp tuttu.<br />
<br />
 Hemen onun yanında zengince bir adam oturuyordu. Bir eli yağda bir eli balda yaşamıştı şimdiye dek. “Sıradan” insanların arasına sığınmak zorunda oluşuna lanetler okuyordu.<br />
 Sahip olduğu malı mülkü aklına geldi; kimseyle bir şey paylaşmamıştı şimdiye dek. Hep kazanan olmuştu. Şimdi elindeki tek serveti odunu neden bu miskin insanlar için harcamalıydı ki? Ateşe atmadı elindekini.<br />
<br />
 Onun yanındaki yoksul adam, ceketini bir hırsıza kaptırmıştı. Nefretle yanındaki iyi giyimli zengine baktı, emeğini sömürüp hakkını vermeyen bencil bir zengin için neden bir odunu feda etsindi ki? <br />
<br />
Zenci olan ise nefret duygularıyla doluydu tüm beyazlara karşı. Elindeki sopa kendini başkalarından koruyacak tek silahtı. Onu ateşe atıp yakamazdı. <br />
<br />
Halkanın sonundaki adam ise şimdiye kadar hiç karşılıksız vermemişti. Ancak bir şey aldığında vermeyi öğretmişti ona anne ve babası. Oyunun kuralı böyleydi. Ateşe atmadı elindeki odunu.</span><br />
<br />
***<br />
<br />
Ertesi gün küllenmiş bir ateşin etrafında donarak ölmüş altı insan cesedi bulundu. Her birinin donmuş ellerinde sıkı sıkıya tutulmuş altı tane de ateşe atılmamış odun vardı.<br />
Kaskatıydı elleri: Bir başkası için vermeye yanaşmayan bencillikleri tutmuştu ellerini. Donmuştu yürekleri: İçlerine “senden eksilen aslında sana kalır!” gerçeğinin sımsıcak güneşi hiç doğmamıştı. Buza kesmişti gözleri: Kendilerinden başkasını görmeyi öğrenmemişlerdi hiç. Sıcağını kaybetmişti yüzleri: Kabuğunu kıramayan “ben”likleri “infak” meyvesine durmadan içine kapanıvermiş, çürümüştü.<br />
Görünüşe göre hepsi dışarıdaki soğuk yüzünden ölmüştü. Oysa, insanın ellerini vermekten geri tutan cimrilik daha soğuktu. İnsanı büyüklenmenin vadilerine savuran aldırışsızlık daha karanlıktı. Oysa “ben var ya, ben!” dedirten bencilliğin giderek yuvarlanan çığı en amansız ayazdı. Oysa başkalarını görmekten alıkoyan çıkarcılığın körlüğü en soğuk karanlıkları emziriyordu.<br />
<br />
<span style="color: #708090;">Buzların hepsini eriten sımsıcak kelimeleri O [asm] çoktan dillendirmişti:<br />
“Vermeyene vereceksin!”<br />
<br />
Karanlıkları dağıtan heceler O’nun [asm] dudağından akıp gelmişti:<br />
“Gelmeyene gideceksin!”<br />
<br />
Ben’ciliğin katı duvarlarını yıkan, bencilliğin soğuk küllerini köz eyleyen sözler O’nun [asm] nefesinde alevlenmişti:<br />
“Kötülük edene iyilik edeceksin!”<br />
<br />
Dışarıdaki soğuk değil, içlerindeki soğukluk öldürmüştü onları. Dirilmeye hazırlananlar asıl “ateş”i O’nun dudağında gördüler.</span><br />
<br />
Senai Demirci<br />
<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[esref ziya ne yaman hallerdeyim soylerken]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/esref-ziya-ne-yaman-hallerdeyim-soylerken</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 22:52:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/esref-ziya-ne-yaman-hallerdeyim-soylerken</guid>
			<description><![CDATA[<img class="postimage" src="http://img705.imageshack.us/img705/8398/uploadfeedbackgg.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackgg.jpg&#93;" /><br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img651.imageshack.us/img651/4646/uploadfeedbackqq.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackqq.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img11.imageshack.us/img11/3559/2z7xvd7541.jpg" border="0" alt="[Resim: 2z7xvd7541.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img696.imageshack.us/img696/4830/2z7xvd7531.jpg" border="0" alt="[Resim: 2z7xvd7531.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img18.imageshack.us/img18/4646/uploadfeedbackqq.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackqq.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img56.imageshack.us/img56/438/uploadfeedbackee.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackee.jpg&#93;" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img218.imageshack.us/img218/7023/uploadfeedbackqss.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackqss.jpg&#93;" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<img class="postimage" src="http://img705.imageshack.us/img705/8398/uploadfeedbackgg.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackgg.jpg]" /><br />
<br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img651.imageshack.us/img651/4646/uploadfeedbackqq.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackqq.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img11.imageshack.us/img11/3559/2z7xvd7541.jpg" border="0" alt="[Resim: 2z7xvd7541.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img696.imageshack.us/img696/4830/2z7xvd7531.jpg" border="0" alt="[Resim: 2z7xvd7531.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img18.imageshack.us/img18/4646/uploadfeedbackqq.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackqq.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img56.imageshack.us/img56/438/uploadfeedbackee.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackee.jpg]" /><br />
<br />
<img class="postimage" src="http://img218.imageshack.us/img218/7023/uploadfeedbackqss.jpg" border="0" alt="[Resim: uploadfeedbackqss.jpg]" />]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[35 bin imzaya ulaşıldı.]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/35-bin-imzaya-ulasildi</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 17:32:44 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/35-bin-imzaya-ulasildi</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: medium;"><div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009728/81097.jpg" border="0" alt="[Resim: 81097.jpg&#93;" /><br />
35 bin imzaya ulaşıldı <br />
Başörtüsü yasağının kaldırılması için bir kampanya başlatan Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER)'ne her kesimden destek geldi.  <br />
<br />
 <br />
28 Şubat ile kurumsallaşan başörtü yasağının kaldırılması için başlatılan ve adına '28 Şubat Bin Yıl Süremez' ismi konulan kampanyada 35 bin imzaya ulaşıldı.<br />
<br />
AKDER, ünlü sanatçı ve profesörlerin de destek verdiği kampanyada toplanan imzaları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle AK Parti Kadın Kolları Teşkilatı'nın parti binasında dün düzenlediği Uluslararası Kadın Hakları Zirvesi'ne katılan Başbakan Tayyip Erdoğan'a iletti.<br />
<br />
50 bin imza hedeflediklerini belirten AKDER Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, toplanan imzaların ayrıca TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'na gönderileceğini söyledi.<br />
<br />
28 Şubat'tan bu yana mücadele verdiklerini ifade eden AKDER Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, "Başörtü yasağının artık kaldırılmasını haykırıyoruz." dedi.<br />
<br />
Bu arada imza kampanyasına destek veren bazı isimler şöyle: Ali Bayramoğlu, Sezen Aksu, Alper Görmüş, Prof.Dr. Ahmet İnsel, Prof.Dr. Baskın Oran, Prof.Dr. Fuat Keyman, Prof.Dr. Halil Berktay ve Merve Kavakçı. <br />
(CİHAN) <br />
samanyoluhaber.com<br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;"><span style="font-size: medium;"><div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://image.samanyoluhaber.com/Images/News/2009728/81097.jpg" border="0" alt="[Resim: 81097.jpg]" /><br />
35 bin imzaya ulaşıldı <br />
Başörtüsü yasağının kaldırılması için bir kampanya başlatan Ayrımcılığa Karşı Kadın Hakları Derneği (AKDER)'ne her kesimden destek geldi.  <br />
<br />
 <br />
28 Şubat ile kurumsallaşan başörtü yasağının kaldırılması için başlatılan ve adına '28 Şubat Bin Yıl Süremez' ismi konulan kampanyada 35 bin imzaya ulaşıldı.<br />
<br />
AKDER, ünlü sanatçı ve profesörlerin de destek verdiği kampanyada toplanan imzaları, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle AK Parti Kadın Kolları Teşkilatı'nın parti binasında dün düzenlediği Uluslararası Kadın Hakları Zirvesi'ne katılan Başbakan Tayyip Erdoğan'a iletti.<br />
<br />
50 bin imza hedeflediklerini belirten AKDER Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, toplanan imzaların ayrıca TBMM İnsan Hakları Komisyonu ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu'na gönderileceğini söyledi.<br />
<br />
28 Şubat'tan bu yana mücadele verdiklerini ifade eden AKDER Genel Sekreteri Neslihan Akbulut, "Başörtü yasağının artık kaldırılmasını haykırıyoruz." dedi.<br />
<br />
Bu arada imza kampanyasına destek veren bazı isimler şöyle: Ali Bayramoğlu, Sezen Aksu, Alper Görmüş, Prof.Dr. Ahmet İnsel, Prof.Dr. Baskın Oran, Prof.Dr. Fuat Keyman, Prof.Dr. Halil Berktay ve Merve Kavakçı. <br />
(CİHAN) <br />
samanyoluhaber.com<br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[temizlik yapmak istemeyen kadına islami ders.....]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/temizlik-yapmak-istemeyen-kadina-islami-ders</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 16:04:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/temizlik-yapmak-istemeyen-kadina-islami-ders</guid>
			<description><![CDATA[Bir hocaefendi camideki vaazında demiş ki:<br />
– İslâm kadına öylesine geniş haklar vermiş ki, bir hanım dilerse evinde beyinin çamaşırını yıkamaz, yemeğini pişirmez, ev temizliğine bakmaz, bey bunları yapması için hanıma ısrarda bulunamaz…<br />
Hanımefendinin biri de bu bilgiden son derece memnun olmuş. Akşam eve gelince beyine fikrini söylemiş:<br />
– Efendi demiş, İslâm bana haklar tanımış. Ben bu haklarımı kullanmak istiyorum. Yarından itibaren ne çamaşır yıkama, ne de yemek yapmak var.<br />
Bey bakmış ki, itiraz mümkün değildir. Gerçekten de hanımın bu işleri yapması, diyaneten vazifesidir, hukuken değil, Yani kadıya gidilse bunları yapması için sadece nasihat eder; ama ceza veremez. Çünkü bunlar hukuki mecburiyet değildir. Bey düşünmeye başlar. O da karşı teklifini yapar. Der ki:<br />
– Hanımefendi madem öyle. Bu hizmetleri yapmamaya hakkın var. O hakkını kullanmak istiyorsun. Şu orta odayı da boşalt, orası bana lazım olacak.<br />
– Ne için lazım olacak?<br />
– Sen İslâm’ın sana tanıdığı hakkı kullanmak istiyorsun. Ben de bana tanıdığı hakkı kullanmayı düşünüyor ikinci bir hanım nikahlayarak o odaya getirmek istiyorum. Senin yapmadığın hizmetleri o hanım yapsın.<br />
Hanımefendi bakmış ki işler sarpa sarıyor. Hemen zekasını kullanmış:<br />
– Yahu, demiş, sen de hiç şakadan anlamıyorsun?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bir hocaefendi camideki vaazında demiş ki:<br />
– İslâm kadına öylesine geniş haklar vermiş ki, bir hanım dilerse evinde beyinin çamaşırını yıkamaz, yemeğini pişirmez, ev temizliğine bakmaz, bey bunları yapması için hanıma ısrarda bulunamaz…<br />
Hanımefendinin biri de bu bilgiden son derece memnun olmuş. Akşam eve gelince beyine fikrini söylemiş:<br />
– Efendi demiş, İslâm bana haklar tanımış. Ben bu haklarımı kullanmak istiyorum. Yarından itibaren ne çamaşır yıkama, ne de yemek yapmak var.<br />
Bey bakmış ki, itiraz mümkün değildir. Gerçekten de hanımın bu işleri yapması, diyaneten vazifesidir, hukuken değil, Yani kadıya gidilse bunları yapması için sadece nasihat eder; ama ceza veremez. Çünkü bunlar hukuki mecburiyet değildir. Bey düşünmeye başlar. O da karşı teklifini yapar. Der ki:<br />
– Hanımefendi madem öyle. Bu hizmetleri yapmamaya hakkın var. O hakkını kullanmak istiyorsun. Şu orta odayı da boşalt, orası bana lazım olacak.<br />
– Ne için lazım olacak?<br />
– Sen İslâm’ın sana tanıdığı hakkı kullanmak istiyorsun. Ben de bana tanıdığı hakkı kullanmayı düşünüyor ikinci bir hanım nikahlayarak o odaya getirmek istiyorum. Senin yapmadığın hizmetleri o hanım yapsın.<br />
Hanımefendi bakmış ki işler sarpa sarıyor. Hemen zekasını kullanmış:<br />
– Yahu, demiş, sen de hiç şakadan anlamıyorsun?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[FANIMIZ İÇİN bir öneri.......]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/FANIMIZ-ICIN-bir-oneri</link>
			<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 10:29:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/FANIMIZ-ICIN-bir-oneri</guid>
			<description><![CDATA[arkadaşlar konuları artık altalta açsak olmaz mı....şöyle ki mesela şunu farkettim.bi sanatçının bir videosu ekleniyor.altında bikaç yorum var,yada yok bile......eee aynı konuyu içeren bir video daha ekleyeceksiniz mesela tekrar biseçenek daha olmasın,altına ekleyelim ki kalabalık olmasın........ben biraz önce yaparken aklıma geldi.ayrı konu açmak saçma geldigi için rep parçanın altına bibaşka gruptan rep,başörtüsünün altına başörtüsüyle ilgili olanı.......seçenek çok fazla oluyor ve konular güncellenmiyor ve bazıları çok önemli olsada arkada kalıp,unutuluyor.altalta eklesek alakalı ve gerektigi yerdeyse eger.ne dersiniz canlar.................]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[arkadaşlar konuları artık altalta açsak olmaz mı....şöyle ki mesela şunu farkettim.bi sanatçının bir videosu ekleniyor.altında bikaç yorum var,yada yok bile......eee aynı konuyu içeren bir video daha ekleyeceksiniz mesela tekrar biseçenek daha olmasın,altına ekleyelim ki kalabalık olmasın........ben biraz önce yaparken aklıma geldi.ayrı konu açmak saçma geldigi için rep parçanın altına bibaşka gruptan rep,başörtüsünün altına başörtüsüyle ilgili olanı.......seçenek çok fazla oluyor ve konular güncellenmiyor ve bazıları çok önemli olsada arkada kalıp,unutuluyor.altalta eklesek alakalı ve gerektigi yerdeyse eger.ne dersiniz canlar.................]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Elazığ'da deprem]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Elazig-da-deprem</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 23:28:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Elazig-da-deprem</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><img class="postimage" src="http://www.mehtap.tv/localres/vfiles/mehtaptv/news_news/16/elazig_deprem.jpg" border="0" alt="[Resim: elazig_deprem.jpg&#93;" /><br />
<br />
ARAÇLAR YOLLARI TIKADI, AMBULANSLAR GÜÇLÜKLE ULAŞABİLİYOR <br />
Depremin en fazla hasar verdiği Elazığ'ın Karakoçan ilçesine bağlı Okçular köyüne giden yolda yoğunluk yaşanıyor. Depremzedelerin yakınlarının araçlarla yola çıkması sebebiyle, Okçular, Demirci, Gökdere ve Yukarı Kanatlı köylerine yardım amacıyla giden ambulanslar ve diğer yardım araçları, köy yolundaki yoğun trafik nedeniyle köye ulaşmakta zorluk çekiyor. <br />
<br />
Polisler, yol açma çalışmalarını sürdürüyor. Ambulanslar uzun beklemenin ardından güçlükle yaralılara ulaşabiliyor. <br />
<br />
ELAZIĞ, BİNGÖL VE TUNCELİ'DE OKULLAR TATİL EDİLDİ <br />
Elazığı'daki 6 büyüklüğündeki depremin ardından okullar Elazığ ve Tunceli'de iki gün Bingöl'de de 1 gün tatil edildi. <br />
<br />
DEPREMDE ÖLEN VE YARALANANLARIN KİMLİKLERİ <br />
Elazığ'da meydana gelen depremde ölen ve yaralananların kimlikleri belli oluyor <br />
<br />
Okçular ve çevresindeki köylerden Kovancılar Devlet Hastanesi'ne getirilen ve hayatını kaybedenlerden 38 kişinin isimleri şöyle: "Hasret Kale, Süleyman Tosun, Halime Gündüz, Muhammed Zülfü Cimen, Hilal Yılmaz, Derviş Ersöz, Niyazi Keleş, Hasan Hüseyin Yüksel, Cihan Polat, Remziye Aydemir, Feyzullah Dağdöver, Telli Erdoğan, Meris Yüksel, Muhammed Emin Polat, Netice Polat, Medine Akdağ, Muhammed Özdoğan, Berivan Özdoğan, Özer Ürüt, Nazire Ürüt, Murat Ürüt, Fikri Özdoğan, Nermin Yıldız, Gönül Yıldız, Tuğba Yıldız, Zilan Yıldız, Emre Çiçek, Ayten Çiçek, Davut Yüksel, Kibar Yüksel, İzzet Çimen, Nurettin Çimen, Yeter Akdağ, Emrullah Akdağ, Yusuf Akdağ, Özcan Cirit, Nazile Cirit, Murat Cirit." Yaralananlardan bazılarının isimleri ise şöyle: <br />
<br />
''Hilal Yağmur, Niyazi Keleş, Hasan Hüseyin Yüksel, Cihan Polar, Remzi Aydemir, Feyzullah Dağdöğer, Telli Özdoğan, Derviş Ersöz, Ramazan Karadağ, Fındık Karadağ, Melis Yüksel, Asiye Yüksel, Nazlı Ersöz, Remzi Aydemir, Mustafa Aydemir, Hakan Abdullah Dağdöğer, Berivan Yıldız, Rabia Aydemir, Yusuf Akdemir, Muhammed Yıldız, Harun Uygur, Hüseyin Yıldırım, Serhat Yıldız, Makbule Cirit, Emrullah Akdağ, Rukiye Yıldız, Mehmet Rıza Yıldız, Resul Cirit, Safiye Akdağ, Burhan Yüksel, Mücahit Yıldırım, Veysel Yıldız, Çiçek Yıldırım, Ayşe Yıldırım, Adem Yıldırım, Fatma Kahraman, Mikail Yıldırım, Mülkiye Yıldız, Feyza Yıldırım, Ruşen Yıldırım, Cevahir Çiçek, Aynur Yıldırım, Gökhan Yıldız, Ayni Çimen, Naciye Yüksel, Arzu Uzun, Abdurrahman Cirit, Remziye Doğan, Veysel Yıldız, Esma Demirtaş'' <br />
<br />
BAKANLAR DEPREM BÖLGESİNDE <br />
Elazığ Valisi Muammer Erol, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a deprem hakkında bilgi veriyor. <br />
<br />
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Vali Muammer Erol, 8. Kolordu Komutanı Korgenaral Mustafa Korkut Özarslan ve İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Zafer Koç da, Yukarı Demirci köyündeki incelemelerinin ardından helikopterle Okçular Jandarma Karakol Komutanlığı'na geldiler. Vali Erol'un karakolda, bir süre önce deprem bölgesine gelen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a deprem hakkında bilgi verdiği bildirildi. <br />
<br />
EN ÇOK HASAR OKÇULAR VE YUKARI DEMİRCİ KÖYLERİNDE <br />
Merkez üssü Elazığ'ın Karakoçan ilçesinin Başyurt beldesi olan 6.0 büyüklüğündeki depremin en çok Kovancılar ilçesine bağlı Okçular ve Yukarı Demirci köylerinde can kaybına yol açtığı, bu iki köyde toplam 30 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. <br />
<br />
Elazığ Valisi Muammer Erol, 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Özarslan, Elazığ Jandarma Alay Komutanı Albay Halis Zafer Koç ile birlikte askeri helikopterle merkez üssü Karakoçan ilçesinin Başyurt beldesi olan 6.0 büyüklüğündeki depremin can kaybı ve hasara yol açtığı Kovancılar ilçesine bağlı aşağı ile yukarı Kanatlı, Göçmeler, aşağı ile yukarı Demirci ve Okçular köylerinde incelemelerde bulunuyor. <br />
<br />
Vali Erol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremin kent merkezinde can kaybına yol açmadığını, Kovancılara bağlı köylerde can kaybına neden olduğunu belirterek, ''Bana ulaşan bilgilere göre en çok can kaybı Okçular ve Yukarı Demirci köylerinde meydana geldi. Okçular'da 17, Yukarı Demirci köyünde 13, Kayalı, Yukarı Kanatlı ve Göçmeler köylerinde de 3'er vatandaşımız yaşamını yitirdi. Şu anda Kovancılar Devlet Hastanesinde 61, Elazığ Devlet Hastanesinde 17 yaralı vatandaşımız bulunuyor. Yukarı Demirci köyünde enkaz altındaki 4 kişinin kurtarılmasına çalışılıyor'' dedi. <br />
<br />
Askeri helikopterlerin depremin hasara yol açtığı köylere su, erzak ve battaniye taşıdığı, Türk Kızılayı ekiplerinin çadır kurma çalışmalarına başladığı bildirildi. <br />
<br />
''ELAZIĞ'DA SON 20 GÜNDÜR SAYDIĞIMIZ 25 ÖNCÜ DEPREM, ANA DEPREMİN HABERCİSİYDİ'' İnönü Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Genel Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, ''Elazığ'da son 20 gündür saydığımız 25 öncü deprem, ana depremin habercisiydi'' dedi. Prof. Dr. Önal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son 20 gündür Elazığ'da sıklıkla deprem aktiviteleri gördüklerini, bunu daha önce dile getirdiklerini ifade etti. Öncü depremlerin ana depremi getireceğini 20 gün öncesinden tespit ettiklerine işaret eden Önal, bundan sonra büyük şiddetli artçı depremlerin yaşanabileceğini söyledi. Önal, ''Elazığ'da son 20 gündür saydığımız 25 öncü deprem, ana depremin habercisiydi. Bugün sabah saatlerinde yaşanan 6.0 büyüklüğündeki deprem ana depremdi. Elazığ'da 30'a yakın artçı deprem yaşadı. Bundan sonra da artçı depremler yaşanmaya devam edebilir. Ancak ikinci bir ana depremin yaşanması konusunda net bir şey söylemek mümkün değil'' dedi. <br />
<br />
Bundan sonrasında depremde yapılması gerekenlerin uygulamaya konulması gerektiğine dikkati çeken Önal, şöyle konuştu: <br />
<br />
''Daha önce Elazığ'da böyle bir deprem yaşanabileceğini söylemiştik. Fırat Üniversitesinin bu konuda yerel yönetimleri uyarıp uyarmadığını bilmiyorum. Bundan sonrasında depremde yapılması gerekenlerin uygulamaya konulması gerekiyor. Vatandaşların kesinlikle zarar görmüş binalara girmemesi, afet işlerinin uyarılarına kesinlikle uymaları gerekiyor.'' <br />
<br />
ARTÇI DEPREMLER SÜRÜYOR <br />
Başbakanlık'tan yapılan açıklamada, Elazığ Palu'da saat 09.47'de 5,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem daha meydana geldiğine işaret edilerek, afetzedelerin acil ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli yardım yapılacağı ifade edildi. <br />
<br />
Elazığ'da ilk depremin ardından en büyüğü 4,4 olmak üzere toplam 55 artçı deprem meydana geldiği belirtilen açıklamada, bölgedeki hasarlı yapılara can güvenliği açısından girilmemesi istendi. Ankara, Kayseri ve Van illerinden 3 adet ambulans helikopterin bölgeye intikal ettiği ifade edilen açıklamada, bölgede toplam 24 araç, 138 arama-kurtarma personeli ile çevre il ve ilçelerden 164 adet ambulans, 2 adet kar paletli ambulans ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı 150 kişilik ulusal medikal kurtarma ekibinin (UMKE) çalışmalara devam ettiği bildirildi. <br />
<br />
DEPREM BÖLGESİNE KURTARMA EKİPLERİ VE İNSANI MALZEME GÖNDERİLDİ <br />
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Elazığ'ın Kovancılar ilçesindeki depremin ardından bölgeye kurtarma ekipleri ve insani yardım malzemesi gönderildiğini bildirdi. <br />
<br />
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, Deprem Dairesi Başkanlığı'nın verilerine göre bugün sabah saat 04.32'de merkez üssü Kovancılar olan 5,8 büyüklüğünde deprem meydana geldiği anımsatıldı. <br />
<br />
Açıklamada, depremin haber alınmasının ardından başkanlık tarafından Elazığ Valiliği, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, jandarma komutanlığı, emniyet müdürlüğü, Kovancılar-Karakoçan Jandarma Komutanlığı ile irtibata geçilerek ihtiyaçların tespiti ve temini yönünde çalışmalara başlandığı kaydedildi. <br />
<br />
İlk alınan bilgilere göre Okçular köyünde çok sayıda evin yıkıldığının aktarıldığı açıklamada, şu bilgilere yer verildi: <br />
<br />
''Bölgeden henüz kesin teyit edilmemiş olmakla birlikte; Okçular ve Yukarı Kanatlı köylerinde ölenler ve yaralananlar olduğu bilgisi alınmaktadır. <br />
<br />
İlk etapta bölgeye; Malatya Sivil Savunma Birlik Müdürlüğü'nden 2 araç, 18 kişilik ekip, Erzurum İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 3 araç ve 11 personelden oluşan ekip, Diyarbakır İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 5 araç ve 30 kişilik ekip, Bingöl İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 2 araç, 10 kişi, 3 ambulans ve Bingöl Akut Ekibi, Kızılay'dan 100 çadır ve 300 battaniye 1 seyyar mutfak ile birlikte bir öncü ekip sevk edilmiştir.''</span></span></span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-family: Trebuchet MS;"><span style="font-style: italic;"><span style="font-weight: bold;"><img class="postimage" src="http://www.mehtap.tv/localres/vfiles/mehtaptv/news_news/16/elazig_deprem.jpg" border="0" alt="[Resim: elazig_deprem.jpg]" /><br />
<br />
ARAÇLAR YOLLARI TIKADI, AMBULANSLAR GÜÇLÜKLE ULAŞABİLİYOR <br />
Depremin en fazla hasar verdiği Elazığ'ın Karakoçan ilçesine bağlı Okçular köyüne giden yolda yoğunluk yaşanıyor. Depremzedelerin yakınlarının araçlarla yola çıkması sebebiyle, Okçular, Demirci, Gökdere ve Yukarı Kanatlı köylerine yardım amacıyla giden ambulanslar ve diğer yardım araçları, köy yolundaki yoğun trafik nedeniyle köye ulaşmakta zorluk çekiyor. <br />
<br />
Polisler, yol açma çalışmalarını sürdürüyor. Ambulanslar uzun beklemenin ardından güçlükle yaralılara ulaşabiliyor. <br />
<br />
ELAZIĞ, BİNGÖL VE TUNCELİ'DE OKULLAR TATİL EDİLDİ <br />
Elazığı'daki 6 büyüklüğündeki depremin ardından okullar Elazığ ve Tunceli'de iki gün Bingöl'de de 1 gün tatil edildi. <br />
<br />
DEPREMDE ÖLEN VE YARALANANLARIN KİMLİKLERİ <br />
Elazığ'da meydana gelen depremde ölen ve yaralananların kimlikleri belli oluyor <br />
<br />
Okçular ve çevresindeki köylerden Kovancılar Devlet Hastanesi'ne getirilen ve hayatını kaybedenlerden 38 kişinin isimleri şöyle: "Hasret Kale, Süleyman Tosun, Halime Gündüz, Muhammed Zülfü Cimen, Hilal Yılmaz, Derviş Ersöz, Niyazi Keleş, Hasan Hüseyin Yüksel, Cihan Polat, Remziye Aydemir, Feyzullah Dağdöver, Telli Erdoğan, Meris Yüksel, Muhammed Emin Polat, Netice Polat, Medine Akdağ, Muhammed Özdoğan, Berivan Özdoğan, Özer Ürüt, Nazire Ürüt, Murat Ürüt, Fikri Özdoğan, Nermin Yıldız, Gönül Yıldız, Tuğba Yıldız, Zilan Yıldız, Emre Çiçek, Ayten Çiçek, Davut Yüksel, Kibar Yüksel, İzzet Çimen, Nurettin Çimen, Yeter Akdağ, Emrullah Akdağ, Yusuf Akdağ, Özcan Cirit, Nazile Cirit, Murat Cirit." Yaralananlardan bazılarının isimleri ise şöyle: <br />
<br />
''Hilal Yağmur, Niyazi Keleş, Hasan Hüseyin Yüksel, Cihan Polar, Remzi Aydemir, Feyzullah Dağdöğer, Telli Özdoğan, Derviş Ersöz, Ramazan Karadağ, Fındık Karadağ, Melis Yüksel, Asiye Yüksel, Nazlı Ersöz, Remzi Aydemir, Mustafa Aydemir, Hakan Abdullah Dağdöğer, Berivan Yıldız, Rabia Aydemir, Yusuf Akdemir, Muhammed Yıldız, Harun Uygur, Hüseyin Yıldırım, Serhat Yıldız, Makbule Cirit, Emrullah Akdağ, Rukiye Yıldız, Mehmet Rıza Yıldız, Resul Cirit, Safiye Akdağ, Burhan Yüksel, Mücahit Yıldırım, Veysel Yıldız, Çiçek Yıldırım, Ayşe Yıldırım, Adem Yıldırım, Fatma Kahraman, Mikail Yıldırım, Mülkiye Yıldız, Feyza Yıldırım, Ruşen Yıldırım, Cevahir Çiçek, Aynur Yıldırım, Gökhan Yıldız, Ayni Çimen, Naciye Yüksel, Arzu Uzun, Abdurrahman Cirit, Remziye Doğan, Veysel Yıldız, Esma Demirtaş'' <br />
<br />
BAKANLAR DEPREM BÖLGESİNDE <br />
Elazığ Valisi Muammer Erol, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a deprem hakkında bilgi veriyor. <br />
<br />
AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Vali Muammer Erol, 8. Kolordu Komutanı Korgenaral Mustafa Korkut Özarslan ve İl Jandarma Komutanı Jandarma Kıdemli Albay Zafer Koç da, Yukarı Demirci köyündeki incelemelerinin ardından helikopterle Okçular Jandarma Karakol Komutanlığı'na geldiler. Vali Erol'un karakolda, bir süre önce deprem bölgesine gelen Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a deprem hakkında bilgi verdiği bildirildi. <br />
<br />
EN ÇOK HASAR OKÇULAR VE YUKARI DEMİRCİ KÖYLERİNDE <br />
Merkez üssü Elazığ'ın Karakoçan ilçesinin Başyurt beldesi olan 6.0 büyüklüğündeki depremin en çok Kovancılar ilçesine bağlı Okçular ve Yukarı Demirci köylerinde can kaybına yol açtığı, bu iki köyde toplam 30 kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. <br />
<br />
Elazığ Valisi Muammer Erol, 8. Kolordu Komutanı Korgeneral Özarslan, Elazığ Jandarma Alay Komutanı Albay Halis Zafer Koç ile birlikte askeri helikopterle merkez üssü Karakoçan ilçesinin Başyurt beldesi olan 6.0 büyüklüğündeki depremin can kaybı ve hasara yol açtığı Kovancılar ilçesine bağlı aşağı ile yukarı Kanatlı, Göçmeler, aşağı ile yukarı Demirci ve Okçular köylerinde incelemelerde bulunuyor. <br />
<br />
Vali Erol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, depremin kent merkezinde can kaybına yol açmadığını, Kovancılara bağlı köylerde can kaybına neden olduğunu belirterek, ''Bana ulaşan bilgilere göre en çok can kaybı Okçular ve Yukarı Demirci köylerinde meydana geldi. Okçular'da 17, Yukarı Demirci köyünde 13, Kayalı, Yukarı Kanatlı ve Göçmeler köylerinde de 3'er vatandaşımız yaşamını yitirdi. Şu anda Kovancılar Devlet Hastanesinde 61, Elazığ Devlet Hastanesinde 17 yaralı vatandaşımız bulunuyor. Yukarı Demirci köyünde enkaz altındaki 4 kişinin kurtarılmasına çalışılıyor'' dedi. <br />
<br />
Askeri helikopterlerin depremin hasara yol açtığı köylere su, erzak ve battaniye taşıdığı, Türk Kızılayı ekiplerinin çadır kurma çalışmalarına başladığı bildirildi. <br />
<br />
''ELAZIĞ'DA SON 20 GÜNDÜR SAYDIĞIMIZ 25 ÖNCÜ DEPREM, ANA DEPREMİN HABERCİSİYDİ'' İnönü Üniversitesi Maden Mühendisliği Bölüm Başkanı ve Genel Jeoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Önal, ''Elazığ'da son 20 gündür saydığımız 25 öncü deprem, ana depremin habercisiydi'' dedi. Prof. Dr. Önal, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son 20 gündür Elazığ'da sıklıkla deprem aktiviteleri gördüklerini, bunu daha önce dile getirdiklerini ifade etti. Öncü depremlerin ana depremi getireceğini 20 gün öncesinden tespit ettiklerine işaret eden Önal, bundan sonra büyük şiddetli artçı depremlerin yaşanabileceğini söyledi. Önal, ''Elazığ'da son 20 gündür saydığımız 25 öncü deprem, ana depremin habercisiydi. Bugün sabah saatlerinde yaşanan 6.0 büyüklüğündeki deprem ana depremdi. Elazığ'da 30'a yakın artçı deprem yaşadı. Bundan sonra da artçı depremler yaşanmaya devam edebilir. Ancak ikinci bir ana depremin yaşanması konusunda net bir şey söylemek mümkün değil'' dedi. <br />
<br />
Bundan sonrasında depremde yapılması gerekenlerin uygulamaya konulması gerektiğine dikkati çeken Önal, şöyle konuştu: <br />
<br />
''Daha önce Elazığ'da böyle bir deprem yaşanabileceğini söylemiştik. Fırat Üniversitesinin bu konuda yerel yönetimleri uyarıp uyarmadığını bilmiyorum. Bundan sonrasında depremde yapılması gerekenlerin uygulamaya konulması gerekiyor. Vatandaşların kesinlikle zarar görmüş binalara girmemesi, afet işlerinin uyarılarına kesinlikle uymaları gerekiyor.'' <br />
<br />
ARTÇI DEPREMLER SÜRÜYOR <br />
Başbakanlık'tan yapılan açıklamada, Elazığ Palu'da saat 09.47'de 5,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem daha meydana geldiğine işaret edilerek, afetzedelerin acil ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli yardım yapılacağı ifade edildi. <br />
<br />
Elazığ'da ilk depremin ardından en büyüğü 4,4 olmak üzere toplam 55 artçı deprem meydana geldiği belirtilen açıklamada, bölgedeki hasarlı yapılara can güvenliği açısından girilmemesi istendi. Ankara, Kayseri ve Van illerinden 3 adet ambulans helikopterin bölgeye intikal ettiği ifade edilen açıklamada, bölgede toplam 24 araç, 138 arama-kurtarma personeli ile çevre il ve ilçelerden 164 adet ambulans, 2 adet kar paletli ambulans ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı 150 kişilik ulusal medikal kurtarma ekibinin (UMKE) çalışmalara devam ettiği bildirildi. <br />
<br />
DEPREM BÖLGESİNE KURTARMA EKİPLERİ VE İNSANI MALZEME GÖNDERİLDİ <br />
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, Elazığ'ın Kovancılar ilçesindeki depremin ardından bölgeye kurtarma ekipleri ve insani yardım malzemesi gönderildiğini bildirdi. <br />
<br />
Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada, Deprem Dairesi Başkanlığı'nın verilerine göre bugün sabah saat 04.32'de merkez üssü Kovancılar olan 5,8 büyüklüğünde deprem meydana geldiği anımsatıldı. <br />
<br />
Açıklamada, depremin haber alınmasının ardından başkanlık tarafından Elazığ Valiliği, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü, jandarma komutanlığı, emniyet müdürlüğü, Kovancılar-Karakoçan Jandarma Komutanlığı ile irtibata geçilerek ihtiyaçların tespiti ve temini yönünde çalışmalara başlandığı kaydedildi. <br />
<br />
İlk alınan bilgilere göre Okçular köyünde çok sayıda evin yıkıldığının aktarıldığı açıklamada, şu bilgilere yer verildi: <br />
<br />
''Bölgeden henüz kesin teyit edilmemiş olmakla birlikte; Okçular ve Yukarı Kanatlı köylerinde ölenler ve yaralananlar olduğu bilgisi alınmaktadır. <br />
<br />
İlk etapta bölgeye; Malatya Sivil Savunma Birlik Müdürlüğü'nden 2 araç, 18 kişilik ekip, Erzurum İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 3 araç ve 11 personelden oluşan ekip, Diyarbakır İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 5 araç ve 30 kişilik ekip, Bingöl İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü'nden 2 araç, 10 kişi, 3 ambulans ve Bingöl Akut Ekibi, Kızılay'dan 100 çadır ve 300 battaniye 1 seyyar mutfak ile birlikte bir öncü ekip sevk edilmiştir.''</span></span></span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yurdum insanı tabela yazınca....sonuç bu.buyrun]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/yurdum-insani-tabela-yazinca-sonuc-bu-buyrun</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 22:58:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/yurdum-insani-tabela-yazinca-sonuc-bu-buyrun</guid>
			<description><![CDATA[<a href="http://www.tr-cafe.net/yurdum-insani-tabela-yazarsa.html" target="_blank">http://www.tr-cafe.net/yurdum-insani-tab...zarsa.html</a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<a href="http://www.tr-cafe.net/yurdum-insani-tabela-yazarsa.html" target="_blank">http://www.tr-cafe.net/yurdum-insani-tab...zarsa.html</a>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ömrün bittiği noktada hesap sormak]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/omrun-bittigi-noktada-hesap-sormak</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 21:47:51 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/omrun-bittigi-noktada-hesap-sormak</guid>
			<description><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><span style="color: #800080;">ÖMRÜN BİTTİĞİ NOKTADA HESAP SORMAK<br />
<br />
Kalpte ve ruhta çok kuvvetli bir ebediyet arzusu vardır. Kendi kalbimize baktığımızda bunu görüyoruz. İnsan bunca ölümlülüğüne rağmen sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve dünyaya ait olana sımsıkı yapışıyor… Bütün savaşlar, bütün dünyayı paylaşamamalar bunu göstermiyor mu?<br />
Gençlikte varlığın illüzyonuna kanmak daha kolay. Oysa yaşlılıkla birlikte varlığının gidişi daha bir fark edilir oluyor. Her geçen gün beyazlayan saçlar, birer birer vefat eden arkadaşlar, hastalanan bir beden, tutmayan eller, görmeyen gözler… Tüm bunlar beklenen sonun yaklaştığını fark ettiriyor. Gençken dünyayı ne kadar sevdiğini sorgulamadan yaşayıp giden insan, yaşlanmayla birlikte dünyanın geçiciliğini de daha fazla hissetmeye başlıyor.<br />
<br />
Yaşlılıkta daha fazla yara alınıyor ve  zamanın hızla azaldığı duygusu  çoğu zaman yaşlıları  ümitsizliğe sürüklüyor. Eğer gençlikte sorgulanmadan geçen bir yaşam yaşanmışsa durum çok daha acıklı bir hal alabiliyor. Yürekten bağlanılan her varlık, kazanılmış her mevcut, bir o kadar da kaybedilecek olandan haber veriyor…<br />
<br />
 Bazı yaşlılar, varlığın elinden kaydığını hissettikçe daha fazla tutunacak dal arama çabasına yönelirken, bazılarında da varlığa karşı, hayata karşı bağlanma isteği  daha da kuvvetleniyor. Bunun nedenlerine şöyle bir baktığımızda, yaşlanmayla birlikte içe dönmenin arttığını… Yakın daireye sarılma duygusu yoğunlaştığını… Hiç değilse çekirdeği muhafaza etme arzusunun yoğunluğunu görüyoruz.<br />
<br />
Bütün bunlar da evlatlardan yana beklentilerin artmasına neden olur ki karşılıklı kırılmalar küskünlükler de işte tam bu noktalardan beslenir. Sanki beden yaşlandıkça ruh gençleşmekte ve kudret azaldıkça istekler artmaktadır. Bu duyguların ne amaçla yaşandığını anlayamamak, işaretleri doğru okuyamamak ruhta sıkıntı doğurur. Bu sıkıntıdan en yakındakiler en fazla pay alır…<br />
<br />
Gençken insanın kendini oyalayabiliyor olması, diğerlerine karşı daha müstağni durabilmeyi sağlarken, yaşlılıkta durum değişir. İnsandaki takdir edilme ve sevilme ihtiyacı yaşlılıkla birlikte artar. Gençken önemli değil, o sevmezse başkası sever diye yola devam edebilen kişi yaşlandığında kayıtsız şartsız sevilmek ister. Varlığının tüm hatalarıyla kabul görmesini ister. Hatası söylensin istemez.<br />
İşte tam da bu nokta da, anne-babayla hesaplaşmaya girişmek, sen şöyle yapmıştın bunun cezasını şimdi çekiyorsun demek, eden bulur mantığıyla yaklaşmak, zaten çocuklaşmış anne-babayı azarlama tonunda iteleyip-kakalamak kabul edilemez. Zaten ömrün bittiği bir noktada, bir de evladın hesap sorması yaratıcının da hoşuna gitmeyen bir şey olsa gerek ki yanınızda yaşlanan anne babaya ‘’öf ‘’ bile denmesi yerilmiştir.<br />
Anne-baba hata yapmış olsa bile hesap sorma hakkı evlatta değildir. Onun hesabı onun yaratıcısıyla kendisi arasındadır. “Sana ne!” derler insana. Hataları görmek yerine hataları örtmek zamanıdır yaşlılık. Kayıtsız şartsız sevebilmek ve vefa zamanıdır. Anlamaya çalışma ve hoş görebilme… İnsan çocuğuna nasıl davranıyorsa anne-babasına da öyle davranabilmelidir. Çocukla kurulan ilişkide çocuğun kusurlarına bakılmaz. Çocuk olduğu gibi kabul edilir ve şefkat devam eder. Yaşlanan insan da bir nevi çocuklaşmıştır. Hesap sormaktan çok, şefkat görmeyi hak eder.<br />
<br />
Arada kırgınlık ve kızgınlıklar varsa bunları da affederek özgürleşebilmek gerek. Geçmişin yüklerini daha fazla omuzda taşımamak… Affetmek onaylamak değildir. Affetmek katılmak değildir. Affetmek karşıdakini haklı görmek değildir. Affetmek sadece ve sadece hesap sormayı bırakmak  ve geçmişte yaşamak yerine bugüne gelmektir. Bu günde olmaktır. Bugünün gerçeğiyle, anne-babayla ilişki kurabilmektir. <br />
Kazanan taraf olabilmemiz dileklerimle…<br />
<br />
NAZLI ÖZBURUN<br />
Evlilik ve Aile Danışmanı - Sosyolog</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div style="text-align: center;"><span style="font-style: italic;"><span style="color: #800080;">ÖMRÜN BİTTİĞİ NOKTADA HESAP SORMAK<br />
<br />
Kalpte ve ruhta çok kuvvetli bir ebediyet arzusu vardır. Kendi kalbimize baktığımızda bunu görüyoruz. İnsan bunca ölümlülüğüne rağmen sanki hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve dünyaya ait olana sımsıkı yapışıyor… Bütün savaşlar, bütün dünyayı paylaşamamalar bunu göstermiyor mu?<br />
Gençlikte varlığın illüzyonuna kanmak daha kolay. Oysa yaşlılıkla birlikte varlığının gidişi daha bir fark edilir oluyor. Her geçen gün beyazlayan saçlar, birer birer vefat eden arkadaşlar, hastalanan bir beden, tutmayan eller, görmeyen gözler… Tüm bunlar beklenen sonun yaklaştığını fark ettiriyor. Gençken dünyayı ne kadar sevdiğini sorgulamadan yaşayıp giden insan, yaşlanmayla birlikte dünyanın geçiciliğini de daha fazla hissetmeye başlıyor.<br />
<br />
Yaşlılıkta daha fazla yara alınıyor ve  zamanın hızla azaldığı duygusu  çoğu zaman yaşlıları  ümitsizliğe sürüklüyor. Eğer gençlikte sorgulanmadan geçen bir yaşam yaşanmışsa durum çok daha acıklı bir hal alabiliyor. Yürekten bağlanılan her varlık, kazanılmış her mevcut, bir o kadar da kaybedilecek olandan haber veriyor…<br />
<br />
 Bazı yaşlılar, varlığın elinden kaydığını hissettikçe daha fazla tutunacak dal arama çabasına yönelirken, bazılarında da varlığa karşı, hayata karşı bağlanma isteği  daha da kuvvetleniyor. Bunun nedenlerine şöyle bir baktığımızda, yaşlanmayla birlikte içe dönmenin arttığını… Yakın daireye sarılma duygusu yoğunlaştığını… Hiç değilse çekirdeği muhafaza etme arzusunun yoğunluğunu görüyoruz.<br />
<br />
Bütün bunlar da evlatlardan yana beklentilerin artmasına neden olur ki karşılıklı kırılmalar küskünlükler de işte tam bu noktalardan beslenir. Sanki beden yaşlandıkça ruh gençleşmekte ve kudret azaldıkça istekler artmaktadır. Bu duyguların ne amaçla yaşandığını anlayamamak, işaretleri doğru okuyamamak ruhta sıkıntı doğurur. Bu sıkıntıdan en yakındakiler en fazla pay alır…<br />
<br />
Gençken insanın kendini oyalayabiliyor olması, diğerlerine karşı daha müstağni durabilmeyi sağlarken, yaşlılıkta durum değişir. İnsandaki takdir edilme ve sevilme ihtiyacı yaşlılıkla birlikte artar. Gençken önemli değil, o sevmezse başkası sever diye yola devam edebilen kişi yaşlandığında kayıtsız şartsız sevilmek ister. Varlığının tüm hatalarıyla kabul görmesini ister. Hatası söylensin istemez.<br />
İşte tam da bu nokta da, anne-babayla hesaplaşmaya girişmek, sen şöyle yapmıştın bunun cezasını şimdi çekiyorsun demek, eden bulur mantığıyla yaklaşmak, zaten çocuklaşmış anne-babayı azarlama tonunda iteleyip-kakalamak kabul edilemez. Zaten ömrün bittiği bir noktada, bir de evladın hesap sorması yaratıcının da hoşuna gitmeyen bir şey olsa gerek ki yanınızda yaşlanan anne babaya ‘’öf ‘’ bile denmesi yerilmiştir.<br />
Anne-baba hata yapmış olsa bile hesap sorma hakkı evlatta değildir. Onun hesabı onun yaratıcısıyla kendisi arasındadır. “Sana ne!” derler insana. Hataları görmek yerine hataları örtmek zamanıdır yaşlılık. Kayıtsız şartsız sevebilmek ve vefa zamanıdır. Anlamaya çalışma ve hoş görebilme… İnsan çocuğuna nasıl davranıyorsa anne-babasına da öyle davranabilmelidir. Çocukla kurulan ilişkide çocuğun kusurlarına bakılmaz. Çocuk olduğu gibi kabul edilir ve şefkat devam eder. Yaşlanan insan da bir nevi çocuklaşmıştır. Hesap sormaktan çok, şefkat görmeyi hak eder.<br />
<br />
Arada kırgınlık ve kızgınlıklar varsa bunları da affederek özgürleşebilmek gerek. Geçmişin yüklerini daha fazla omuzda taşımamak… Affetmek onaylamak değildir. Affetmek katılmak değildir. Affetmek karşıdakini haklı görmek değildir. Affetmek sadece ve sadece hesap sormayı bırakmak  ve geçmişte yaşamak yerine bugüne gelmektir. Bu günde olmaktır. Bugünün gerçeğiyle, anne-babayla ilişki kurabilmektir. <br />
Kazanan taraf olabilmemiz dileklerimle…<br />
<br />
NAZLI ÖZBURUN<br />
Evlilik ve Aile Danışmanı - Sosyolog</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Kadınlar ne ister?]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Kadinlar-ne-ister</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 21:37:33 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Kadinlar-ne-ister</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;">  KADINLAR NE İSTER? <br />
<br />
Erkeklerin bir türlü anlamadığı ve belki de anlayamayacağı şey kadınların gerçekte ne istediği… Bu yazı bir parça olsun kadınları anlamak isteyen erkekler için yazılmış olsun ve de kendini anlamak isteyen kadınlar…<br />
<br />
İşim gereği insanla uğraşıyorum, doğrudan ve ilk elden insanla… Çünkü sonuçta herkes doğrudan veya dolaylı olarak insanla ilgili bir şeyler yapıyor… Her boyuttan kadın ve erkeğin yaşamına şahit oluyorum, kendilerinin verdikleri izinle… <br />
<br />
Erkeklerin en temel sıkıntısı, kadınları bir türlü anlayamadıklarından yanadır… ’’Ne yapsam mutlu olmuyor, mutlu edemiyorum diyorlar…’’ Bir kadın daha ne ister ki… Kendilerine göre hepsi haklı… Kadınlara göreyse tamamen haksızlar…<br />
<br />
Bazı kadınlar var ki bir bulaşık makinesinin hayalini kuran ve erkeği aldığında kul-köle olmaya hazır… Uykuları kaçanlar var… Koltukların yüzünü değiştirme fikrini kocalarına nasıl söyleyeceklerini bilmediklerinden. Hayır cevabı almamayı garantileyerek kuruyor cümlelerini…<br />
<br />
İki bilezik mutlu ederken birini; tek taşın gramının az olması mutsuz ediyor bir başkasını… Doğum gününde dışarıda yenen lüks bir yemek mutlu etmezken, eve getirilen ucuz bir baton pasta sevinçten ağlatabiliyor mesela… Bir başkası 4x4 cipinin modeli eskidiği için üzülürken, diğeri aylık akbil dolduran eşini minnet ve şükranla karşılayabiliyor…<br />
Bir başkasını gece geç vakitte gelen ve kendisini uyandırmamak için ışıkları yakmayan bir koca memnun ederken; diğerini eşi uyanmasın diye ağlayan bebeğinin gazını çıkarmaya çalışan bir adam memnun edebiliyor… Bazısı ise kedisine, köpeğine yaptığı fedakarlığa dayanarak aşık olabiliyor bir adama…<br />
<br />
‘’İnsan neyi arıyorsa odur.‘’diyen Hz. Mevlana, bu sözüyle insanın aradığı şey kadar değerli olduğunu gösteriyor. Bir insan istediği şeyi arar ve aradığı şey kadar değer taşır. Kadınlar da öyle, neyi istiyorlarsa, erkeklerden gördükleri değer de o kadar oluyor… Neyin fakiriysen, yana yakıla aradığında o oluyor.<br />
<br />
Ama değişmeyen bir gerçek var ki o da kadınlar ne isterse istesin, istedikleri şeyin adı ne olursa olsun, gerçekte tek bir şey istiyorlar “değer görmek” veya “kendileri için, kendinden fedakârlık yapan bir erkeğin desteğini almak’’…<br />
<br />
Bu değer görme isteği, bazen ihtiyaç duyduğu şeyin erkeği tarafından kabul görmesi ve biraz da erkeğin kendisi için savaştığını hissetmesi olarak ortaya çıkabiliyor. Altında yatan arayış ise erkeğin fedakârlık sınırlarını görme isteği ve gayret edip etmediğini deneyimlemek…<br />
Erkekler bunu fark ederler ve” kadınları zaten doyumsuz varlıklar, bunları kafaya pek fazla takmaya gerek yok” mantığından uzaklaşabilirlerse kendileri için daha iyi olacak zannımca…<br />
Çünkü bir erkeğin dünyasını, bir kadının sınırları belirliyor. Bir erkeğin dünyası, âşık olduğu kadının dünyası kadar renklenebiliyor, çeşitlenebiliyor… Cemil Meriç’’Kuru bir dalı, soğuk sert bir duvarı çiçeklerle, yapraklarla donatmak isteyen bir sarmaşık. Dayanacağı, kucaklayacağı kuru bir gövde yoksa solar. Cansız bir duvar yaşatır onu’’ diyerek kadın erkeğin dünyasını renklendirdiğini güzelleştirdiğini anlatır. Ayrıca duvar olmazsa da sarmaşık büyüyemeyecek büyüse de yerlerde sürünecektir.<br />
<br />
Bu söylediklerimin hepsi kendi fıtratını bozmamış insanlar için geçerli tabii. Yoksa narsistleşmiş, kendi benlik değerleri içinde boğulmuş erkek ve kadınlardan bahsetmiyorum. İyi niyetli olan, amacı bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olan ama bağın da üzümün de yerini bilmeyenler benim işaret etmeye çalıştıklarım… Yoksa türlü türlü insan, türlü türlü anormallikler yok değil.<br />
<br />
Sonuç olarak diyebilirim ki; çok farklı yaşam tarzları ve çok farklı kadınlar var. Her bir kadının farklı istekleri var gibi duruyorsa da aslında işin gerçeği bütün kadınların değerli olmayı istemelerinde gizli. Hem değerli olmayı istiyorlar hem de bunu değişik ifade biçimlerinde hissetmek ve görmek istiyorlar. Ve göremediklerindendir bütün huysuzlukları…<br />
<br />
Akıllı erkek, sevdiği kadının hangi dilden anladığını bilir ve değerli olma ihtiyacını o dile göre şekillendirerek göstermeye çalışır… Bunun için çaba sarf eder, samimiyetle uğraşır. Veya çilesini çeker…<br />
<br />
Erkekler diyebilirler ki biz ne olacağız, bize kim değerli olduğumuzu hissettirecek… Haklısınız, her insan değerli olmak ister, erkekler daha da fazla… Ama ne yapalım, bir yerden başlamak lazım. Bu sefer önden siz buyurun… Sonrası gelecektir… <br />
<br />
NAZLI ÖZBURUN<br />
Evlilik ve Aile Danışmanı - Sosyolog<br />
</span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><div style="text-align: center;">  KADINLAR NE İSTER? <br />
<br />
Erkeklerin bir türlü anlamadığı ve belki de anlayamayacağı şey kadınların gerçekte ne istediği… Bu yazı bir parça olsun kadınları anlamak isteyen erkekler için yazılmış olsun ve de kendini anlamak isteyen kadınlar…<br />
<br />
İşim gereği insanla uğraşıyorum, doğrudan ve ilk elden insanla… Çünkü sonuçta herkes doğrudan veya dolaylı olarak insanla ilgili bir şeyler yapıyor… Her boyuttan kadın ve erkeğin yaşamına şahit oluyorum, kendilerinin verdikleri izinle… <br />
<br />
Erkeklerin en temel sıkıntısı, kadınları bir türlü anlayamadıklarından yanadır… ’’Ne yapsam mutlu olmuyor, mutlu edemiyorum diyorlar…’’ Bir kadın daha ne ister ki… Kendilerine göre hepsi haklı… Kadınlara göreyse tamamen haksızlar…<br />
<br />
Bazı kadınlar var ki bir bulaşık makinesinin hayalini kuran ve erkeği aldığında kul-köle olmaya hazır… Uykuları kaçanlar var… Koltukların yüzünü değiştirme fikrini kocalarına nasıl söyleyeceklerini bilmediklerinden. Hayır cevabı almamayı garantileyerek kuruyor cümlelerini…<br />
<br />
İki bilezik mutlu ederken birini; tek taşın gramının az olması mutsuz ediyor bir başkasını… Doğum gününde dışarıda yenen lüks bir yemek mutlu etmezken, eve getirilen ucuz bir baton pasta sevinçten ağlatabiliyor mesela… Bir başkası 4x4 cipinin modeli eskidiği için üzülürken, diğeri aylık akbil dolduran eşini minnet ve şükranla karşılayabiliyor…<br />
Bir başkasını gece geç vakitte gelen ve kendisini uyandırmamak için ışıkları yakmayan bir koca memnun ederken; diğerini eşi uyanmasın diye ağlayan bebeğinin gazını çıkarmaya çalışan bir adam memnun edebiliyor… Bazısı ise kedisine, köpeğine yaptığı fedakarlığa dayanarak aşık olabiliyor bir adama…<br />
<br />
‘’İnsan neyi arıyorsa odur.‘’diyen Hz. Mevlana, bu sözüyle insanın aradığı şey kadar değerli olduğunu gösteriyor. Bir insan istediği şeyi arar ve aradığı şey kadar değer taşır. Kadınlar da öyle, neyi istiyorlarsa, erkeklerden gördükleri değer de o kadar oluyor… Neyin fakiriysen, yana yakıla aradığında o oluyor.<br />
<br />
Ama değişmeyen bir gerçek var ki o da kadınlar ne isterse istesin, istedikleri şeyin adı ne olursa olsun, gerçekte tek bir şey istiyorlar “değer görmek” veya “kendileri için, kendinden fedakârlık yapan bir erkeğin desteğini almak’’…<br />
<br />
Bu değer görme isteği, bazen ihtiyaç duyduğu şeyin erkeği tarafından kabul görmesi ve biraz da erkeğin kendisi için savaştığını hissetmesi olarak ortaya çıkabiliyor. Altında yatan arayış ise erkeğin fedakârlık sınırlarını görme isteği ve gayret edip etmediğini deneyimlemek…<br />
Erkekler bunu fark ederler ve” kadınları zaten doyumsuz varlıklar, bunları kafaya pek fazla takmaya gerek yok” mantığından uzaklaşabilirlerse kendileri için daha iyi olacak zannımca…<br />
Çünkü bir erkeğin dünyasını, bir kadının sınırları belirliyor. Bir erkeğin dünyası, âşık olduğu kadının dünyası kadar renklenebiliyor, çeşitlenebiliyor… Cemil Meriç’’Kuru bir dalı, soğuk sert bir duvarı çiçeklerle, yapraklarla donatmak isteyen bir sarmaşık. Dayanacağı, kucaklayacağı kuru bir gövde yoksa solar. Cansız bir duvar yaşatır onu’’ diyerek kadın erkeğin dünyasını renklendirdiğini güzelleştirdiğini anlatır. Ayrıca duvar olmazsa da sarmaşık büyüyemeyecek büyüse de yerlerde sürünecektir.<br />
<br />
Bu söylediklerimin hepsi kendi fıtratını bozmamış insanlar için geçerli tabii. Yoksa narsistleşmiş, kendi benlik değerleri içinde boğulmuş erkek ve kadınlardan bahsetmiyorum. İyi niyetli olan, amacı bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olan ama bağın da üzümün de yerini bilmeyenler benim işaret etmeye çalıştıklarım… Yoksa türlü türlü insan, türlü türlü anormallikler yok değil.<br />
<br />
Sonuç olarak diyebilirim ki; çok farklı yaşam tarzları ve çok farklı kadınlar var. Her bir kadının farklı istekleri var gibi duruyorsa da aslında işin gerçeği bütün kadınların değerli olmayı istemelerinde gizli. Hem değerli olmayı istiyorlar hem de bunu değişik ifade biçimlerinde hissetmek ve görmek istiyorlar. Ve göremediklerindendir bütün huysuzlukları…<br />
<br />
Akıllı erkek, sevdiği kadının hangi dilden anladığını bilir ve değerli olma ihtiyacını o dile göre şekillendirerek göstermeye çalışır… Bunun için çaba sarf eder, samimiyetle uğraşır. Veya çilesini çeker…<br />
<br />
Erkekler diyebilirler ki biz ne olacağız, bize kim değerli olduğumuzu hissettirecek… Haklısınız, her insan değerli olmak ister, erkekler daha da fazla… Ama ne yapalım, bir yerden başlamak lazım. Bu sefer önden siz buyurun… Sonrası gelecektir… <br />
<br />
NAZLI ÖZBURUN<br />
Evlilik ve Aile Danışmanı - Sosyolog<br />
</span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yalnız kalp ve sonsuz huzur var bu ezgide;]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/yalniz-kalp-ve-sonsuz-huzur-var-bu-ezgide</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 21:21:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/yalniz-kalp-ve-sonsuz-huzur-var-bu-ezgide</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Abimizin eski ama eskimeyen ezgisi; "canım benim" <br />
ve huzur dolu yorumu?gün boyu dilimin ucundaydı,sizlerle paylaşmak istedim canlar.<br />
inşaallah izleye bilirsiniz...?</span><br />
<br />
<br />
<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/9OT1ZVzwghk&amp;rel=0&amp;fs=1" width="425px" height="344px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.youtube.com/v/9OT1ZVzwghk&amp;rel=0&amp;fs=1" target="_blank">http://www.youtube.com/v/9OT1ZVzwghk&amp;rel=0&amp;fs=1</a></noembed></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #006400;">Canım Benim<br />
Ruhtasın imandasın vicdandasın<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
Sinelerde sızlayan hicrandasın<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Kainatı sen kuşattın sevgiden<br />
Toprağa bin neşe kattın sevgiden<br />
<br />
Canı cananı yarattın sevgiden<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Doğru derler can için can tatlıdıt<br />
Can senindir çünkü ondan tatlıdır<br />
Can canından veren en tatlıdır<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Annemin kalbindeki şevkattesin<br />
Şevkati inzal eden rahmettesin<br />
<br />
Uğruna can verdiğim vuslattasın<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Söz:Süleyman Arif Emre<br />
Müzik:Eşref Ziya Terzi <br />
</span></span></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-weight: bold;">Abimizin eski ama eskimeyen ezgisi; "canım benim" <br />
ve huzur dolu yorumu?gün boyu dilimin ucundaydı,sizlerle paylaşmak istedim canlar.<br />
inşaallah izleye bilirsiniz...?</span><br />
<br />
<br />
<div><embed type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube.com/v/9OT1ZVzwghk&amp;rel=0&amp;fs=1" width="425px" height="344px" wmode="transparent" quality="high" allowFullScreen="true" allowScriptAccess="never" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" autoplay="false" autostart="false" /><noembed><a href="http://www.youtube.com/v/9OT1ZVzwghk&amp;rel=0&amp;fs=1" target="_blank">http://www.youtube.com/v/9OT1ZVzwghk&amp;rel=0&amp;fs=1</a></noembed></div>
<br />
<br />
<div style="text-align: center;"><span style="font-size: medium;"><span style="color: #006400;">Canım Benim<br />
Ruhtasın imandasın vicdandasın<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
Sinelerde sızlayan hicrandasın<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Kainatı sen kuşattın sevgiden<br />
Toprağa bin neşe kattın sevgiden<br />
<br />
Canı cananı yarattın sevgiden<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Doğru derler can için can tatlıdıt<br />
Can senindir çünkü ondan tatlıdır<br />
Can canından veren en tatlıdır<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Annemin kalbindeki şevkattesin<br />
Şevkati inzal eden rahmettesin<br />
<br />
Uğruna can verdiğim vuslattasın<br />
Candasın canandasın canım benim<br />
<br />
Söz:Süleyman Arif Emre<br />
Müzik:Eşref Ziya Terzi <br />
</span></span></div>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Yalnızlığımla Baş Başa..]]></title>
			<link>http://www.esrefziyafan.com/Yalnizligimla-Bas-Basa</link>
			<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 19:09:19 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.esrefziyafan.com/Yalnizligimla-Bas-Basa</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><span style="color: #800080;"><span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://img2.blogcu.com/images/k/i/r/kirikkalem1/kerze_13.jpg" border="0" alt="[Resim: kerze_13.jpg&#93;" /> <br />
<br />
<br />
Bir mum yaktım, bugüne inat ...<br />
Ve gizlendim gecenin büyüsüne ... <br />
Yalnızlığımın koynuna sokulup, Yalnızlığı düşündüm ...<br />
<br />
Herşey belli belirsiz ...<br />
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve Titrek ...<br />
Odamın sahibi ve hayaletiyim şimdi ...<br />
Korkanı ve korkutanı ...<br />
Elimi uzatsam, Aydınlığa boğabilirim herşeyi bir anda ...<br />
Ve herşey ortaya çıkmanın ve kendini göstermenin kibriyle beynime üşüşür ...<br />
Önce kitaplar ...<br />
Duvardaki saat ve sesi ...<br />
Yerdeki halı ...<br />
Hatta duvarın rengi ...<br />
<br />
Ama bu zayıf ışık ...<br />
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve Titrek ...<br />
Ben bile ...<br />
Yüzüm geçmişin ağırlığı, geleceğin belirsizliği altında ezilmiş ...<br />
Yüzümde Karanlık ...<br />
Gözlerim, karanlığın korkusuna sinmiş eşyalarımda, beni arıyor ...<br />
Bu odada ne varsa; hepsi benim maceram ...<br />
Hepsini esir aldım ...<br />
<br />
Şu kitapların herbirini ben seçtim ...<br />
Burada olmalarının sebebi benim ... <br />
Değer verdim onlara ... Onların macerasına talip oldum ...<br />
Paylaştım duygularını ... Sevgilerini ve ayrılıklarını ...<br />
Kahramanlarına yol arkadaşı oldum ...<br />
Hepsini tanıyorum işte ...<br />
Belki sadece sırtları görünüyor ...<br />
Belki bir çoğunu uzun zamandır elime bile almadım ama ...<br />
Hepsini tanıyorum işte ...<br />
Cömertçe bakıştım onlarla ...<br />
Hergün defalarca ...<br />
Bir kez okudum belki ama, bin kez yaşadım ...<br />
<br />
Şimdi inadına bir mum yakışım ...<br />
Yalnızlığımı özlemekten ...<br />
Yüzlerce yazar ...<br />
Binlerce kahraman ...<br />
Ve o kadar macera ..<br />
İşte hepsine, "Bugün izinlisiniz" diyorum ...<br />
Bugün ben, bana lazımım ...<br />
Yalnızlığımı özledim ...<br />
<br />
Ne kadar titreseler de, Müşfik bir karanlığa teslim ettim onları ...<br />
Uykuya yatırdım ...<br />
Belki gözucuyla seyredeceğim yine de ...<br />
Severek ...<br />
Ama ...<br />
O kadar işte ...<br />
<br />
Boş verin şimdi yerdeki halının, oturduğum sandalyenin, üzerine abandığım masanın macerasını ...<br />
Bitmez ...<br />
Tam kendimi dinlemeye koyulmuşken, başlarsam anlatmaya ...<br />
Mesela şu içinde kalemler olan kavanozu bile ...<br />
Ve hatta arka ucunda diş izlerim olan boyasız kurşun kalemi ...<br />
Bitmez ...<br />
Bu her satırında odanin ...<br />
Her harfinde ...<br />
Ömrümden kattığım ...<br />
Feda ettiğim zamanlar ve duygular var ...<br />
Koşar adım, "Hayata neresinden başlamalıyım" diye düşünüyorum hala ölüme giderken ...<br />
Ve Yorulup ...<br />
Bir mum yakıyorum işte ...<br />
Karanlığın aynasında kendimi seyrediyorum ...<br />
Yalnızlığımın koynuna sokulup ...<br />
<br />
Biliyorum ...<br />
Ölüm bana geliyor ...<br />
Ben ona gidiyorum ...<br />
Her saniye kısalıyor hayatım ...<br />
Gönlümün heybesi ağırlaşıyor ...<br />
Biraz daha fazla şey götürmek için belki ...<br />
Daha çok şey yaşayıp ...<br />
Daha çok anlamak için ..<br />
Ama ...<br />
Cevabı zor sorular birikiyor ...<br />
<br />
Kendime anlatırken bütün bunları ...<br />
Kime anlatıyorum aslında ...<br />
"Er kişi niyetine" dediklerinde ...<br />
Hangi dağın taşından kesilmiş bir mermer hazırlanır başucuma ...<br />
Hangi yürek yanar?<br />
Hangi yürek yanması serinletir içimi? ..<br />
Kuruyan dudaklarıma miras kalır? ..<br />
<br />
Ben ...<br />
Zamanın, mekanın ve Eşyanın kucağından sıyrılıp ...<br />
Yalnızlığıma sığındım şimdi ...<br />
Birazdan ezan Okunacak ...<br />
Bu Karalama kağıtlarını buruşturup fırlatacağım ...<br />
Bir daha başlamak için yaşamaya ...<br />
Şafak sökmeden ...<br />
Şimdi ezan Okunacak ...<br />
</span></span></span> </div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-style: italic;"><span style="color: #800080;"><span style="font-weight: bold;"><div style="text-align: center;"><img class="postimage" src="http://img2.blogcu.com/images/k/i/r/kirikkalem1/kerze_13.jpg" border="0" alt="[Resim: kerze_13.jpg]" /> <br />
<br />
<br />
Bir mum yaktım, bugüne inat ...<br />
Ve gizlendim gecenin büyüsüne ... <br />
Yalnızlığımın koynuna sokulup, Yalnızlığı düşündüm ...<br />
<br />
Herşey belli belirsiz ...<br />
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve Titrek ...<br />
Odamın sahibi ve hayaletiyim şimdi ...<br />
Korkanı ve korkutanı ...<br />
Elimi uzatsam, Aydınlığa boğabilirim herşeyi bir anda ...<br />
Ve herşey ortaya çıkmanın ve kendini göstermenin kibriyle beynime üşüşür ...<br />
Önce kitaplar ...<br />
Duvardaki saat ve sesi ...<br />
Yerdeki halı ...<br />
Hatta duvarın rengi ...<br />
<br />
Ama bu zayıf ışık ...<br />
Herşey, bir garip mumun zayıf ışığına teslim ve Titrek ...<br />
Ben bile ...<br />
Yüzüm geçmişin ağırlığı, geleceğin belirsizliği altında ezilmiş ...<br />
Yüzümde Karanlık ...<br />
Gözlerim, karanlığın korkusuna sinmiş eşyalarımda, beni arıyor ...<br />
Bu odada ne varsa; hepsi benim maceram ...<br />
Hepsini esir aldım ...<br />
<br />
Şu kitapların herbirini ben seçtim ...<br />
Burada olmalarının sebebi benim ... <br />
Değer verdim onlara ... Onların macerasına talip oldum ...<br />
Paylaştım duygularını ... Sevgilerini ve ayrılıklarını ...<br />
Kahramanlarına yol arkadaşı oldum ...<br />
Hepsini tanıyorum işte ...<br />
Belki sadece sırtları görünüyor ...<br />
Belki bir çoğunu uzun zamandır elime bile almadım ama ...<br />
Hepsini tanıyorum işte ...<br />
Cömertçe bakıştım onlarla ...<br />
Hergün defalarca ...<br />
Bir kez okudum belki ama, bin kez yaşadım ...<br />
<br />
Şimdi inadına bir mum yakışım ...<br />
Yalnızlığımı özlemekten ...<br />
Yüzlerce yazar ...<br />
Binlerce kahraman ...<br />
Ve o kadar macera ..<br />
İşte hepsine, "Bugün izinlisiniz" diyorum ...<br />
Bugün ben, bana lazımım ...<br />
Yalnızlığımı özledim ...<br />
<br />
Ne kadar titreseler de, Müşfik bir karanlığa teslim ettim onları ...<br />
Uykuya yatırdım ...<br />
Belki gözucuyla seyredeceğim yine de ...<br />
Severek ...<br />
Ama ...<br />
O kadar işte ...<br />
<br />
Boş verin şimdi yerdeki halının, oturduğum sandalyenin, üzerine abandığım masanın macerasını ...<br />
Bitmez ...<br />
Tam kendimi dinlemeye koyulmuşken, başlarsam anlatmaya ...<br />
Mesela şu içinde kalemler olan kavanozu bile ...<br />
Ve hatta arka ucunda diş izlerim olan boyasız kurşun kalemi ...<br />
Bitmez ...<br />
Bu her satırında odanin ...<br />
Her harfinde ...<br />
Ömrümden kattığım ...<br />
Feda ettiğim zamanlar ve duygular var ...<br />
Koşar adım, "Hayata neresinden başlamalıyım" diye düşünüyorum hala ölüme giderken ...<br />
Ve Yorulup ...<br />
Bir mum yakıyorum işte ...<br />
Karanlığın aynasında kendimi seyrediyorum ...<br />
Yalnızlığımın koynuna sokulup ...<br />
<br />
Biliyorum ...<br />
Ölüm bana geliyor ...<br />
Ben ona gidiyorum ...<br />
Her saniye kısalıyor hayatım ...<br />
Gönlümün heybesi ağırlaşıyor ...<br />
Biraz daha fazla şey götürmek için belki ...<br />
Daha çok şey yaşayıp ...<br />
Daha çok anlamak için ..<br />
Ama ...<br />
Cevabı zor sorular birikiyor ...<br />
<br />
Kendime anlatırken bütün bunları ...<br />
Kime anlatıyorum aslında ...<br />
"Er kişi niyetine" dediklerinde ...<br />
Hangi dağın taşından kesilmiş bir mermer hazırlanır başucuma ...<br />
Hangi yürek yanar?<br />
Hangi yürek yanması serinletir içimi? ..<br />
Kuruyan dudaklarıma miras kalır? ..<br />
<br />
Ben ...<br />
Zamanın, mekanın ve Eşyanın kucağından sıyrılıp ...<br />
Yalnızlığıma sığındım şimdi ...<br />
Birazdan ezan Okunacak ...<br />
Bu Karalama kağıtlarını buruşturup fırlatacağım ...<br />
Bir daha başlamak için yaşamaya ...<br />
Şafak sökmeden ...<br />
Şimdi ezan Okunacak ...<br />
</span></span></span> </div>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>